İbn Haldun Üniversitesi

Avrupa’da İslam’ın Geleceği Süleymaniye Darulkurrası’nda Tartışıldı

Süleymaniye Yerleşkemizde bulunan Darulkurra binası, 7 Mart Perşembe günü önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yoğun bir katılıma sahne olan “Avrupa’da İslam’ın Geleceği” konulu konferansta Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk ile Osnabrück Üniversitesi (Almanya) İslam Teolojisi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Bülent Uçar ve Prof. Dr. Merdan Güneş konuşmacı olarak yer aldı.

“Farklılıkların Yönetimi Tüm Dünyanın Önünde Ciddi Bir Mesele Olarak Duruyor”

Prof. Dr. Recep Şentürk, açılış konuşmasında dünyada İslam’ın hızla yayıldığını, bu durumun Batı’da İslam düşmanları tarafından sıkça tartışma konusu yapıldığını, Müslümanların ise kendilerini ikna edici delillerle ifade edemediklerini söyledi. Müslümanların 15 asırlık tarihi süreçte “nizam-ı âlem” idealiyle kurdukları sistemin bugünün Müslümanlarınca da unutulmaya yüz tuttuğunu belirten Şentürk, geçmiş birikimimizin öncelikle farkına varılıp ardından dünyaya iyi anlatılması ve tanıtılmasının önemine değindi.

Günümüzde ırka dayalı, dine-mezhebe dayalı homojen toplumların ortadan kalkıp yerini heterojen toplumların aldığını kaydeden Şentürk, buna bağlı olarak bugün dünyanın en büyük probleminin “farklılıkların yönetimi”nde yaşandığını belirtti. Osmanlı’dan Endülüs’e, Hindistan’dan Balkanlara İslam medeniyetinin yönetim tecrübesinin “farklılıkların yönetimi”ne dair hem kuramsal hem uygulama noktasında çok güzel örneklikler barındırdığını ifade eden Prof. Dr. Recep Şentürk, bu tarihi tecrübenin farkına varıp geleceğe taşıdığımızda gelecekte söz sahibi olacağımızı da sözlerine ekledi.

“Avrupa’da Müslümanlar Ortak Hareket Etme Noktasında Sıkıntılar Yaşıyorlar”

Rektörümüzün ardından söz alan Prof. Dr. Merdan Güneş, kendi tecrübelerinden hareketle Avrupa’da Müslümanların bugününe dair bir sunum yaptı. Konuşmasının başında, Ordu’da doğup büyüyen, ardından Pakistan’da ilahiyat okuyan, sonra İstanbul-İSAM’da bir süre bulunan ve nihayet Almanya-Osnabrück’te hoca olarak uzun yıllardır görev yapan bir insan olarak, kendisinin gözlemlerinin, Almanya’da doğup büyüyen Prof. Dr. Bülent Uçar’dan farklılık arz edebileceğini belirten Merdan Güneş, Avrupa’da yaşayan Müslümanların zihnini en çok meşgul eden şeyin orada kimliklerini nasıl koruyacaklarına ilişkin olduğunu belirtti. Bu sorunun, aile içinde, camiler yani cami cemiyetleri kanalıyla, bir de resmi İslam din dersi projesi olmak üzere 3 yolla sağlanmaya çalışıldığını söyleyen Güneş; fakat çoğu ailenin dini altyapısının zayıf olduğunu, yine Avrupa’da yaşayan Müslümanların sadece %15-20 kadarının camiyle ilişki kurduğunu, dolayısıyla İslam din dersi projesinin büyük önem arzettiğini kaydetti.

Avrupa’da İslam’ın ele alınışının daha çok İslamofobi eksenli olduğunu, İslamofobiyi körükleyenler ve medya tarafından bir algı operasyonu yürütüldüğünü hatırlatan Merdan Güneş, Müslüman cepheye bakıldığında ise geçmiş yıllardaki kadar olmasa da yine de “ortak hareket etme” noktasında sıkıntılar yaşandığını söyledi. Alman devletinin Müslümanlara, “karşımıza bütün Müslümanları temsil eden birilerini çıkartın, sorunlarınızı müzakere edip çözüme kavuşturalım” dediğini, fakat bunun başarılamadığı görülünce ara formüllerin arayışına girilip hiç olmazsa din derslerinin içeriği ve sürdürülebilirliği noktasında Müslümanlar arasında bir mutabakat beklendiğini kaydeden Güneş, resmi İslam dini dersi projesinin belli bir aşamaya geldiğini de ifade etti.

“Hristiyanlar ile Müslümanlar Arasında Ortak Dil Bulunamıyor”

Almanya özelinde Müslümanların yaşadıkları problemlerin temelinde ise Merdan Güneş’e göre, İslam dininin Alman devleti nezdinde bir “din” statüsünde sayılmaması, İslam’ın hâlâ Almanya’da resmi bir din olarak kabul edilmemesi yatıyor. İkinci temel sorun ise, Hristiyanlarla Müslümanlar arasında ortak bir dil bulunamaması… Çünkü Müslümanların din algısıyla Hristiyanların din algısı yani din adına savundukları şeyler farklı. Prof. Dr. Merdan Güneş, Hristiyanlar için kiliseye vergi verilmesinin iyi bir Hristiyanlığın göstergesi sayıldığını, halbuki Müslümanlar açısından “iyi bir Müslüman” olmanın kıstaslarının oldukça farklı olduğunu, bunun da Hristiyanlarla Müslümanların bazı toplumsal meselelerde devlete karşı ortak hareket kabiliyetini sınırladığını sözlerine ekledi ve 3 başlıkta neler yapılması gerektiğini açıklayarak konuşmasını sonlandırdı: “ (1) Toplumsal anlamda Müslümanlar, kendileriyle ilgili ciddi problemler karşısında küçük hesapları bırakıp ortak hareket etme olgunluğuna erişmeli. (2) Dünyanın bir noktasında olumlu yansımaları görülen uygulamalar, başka bir noktasında iyi sonuçlar vermeyebiliyor. Dolayısıyla bir ülkedeki problemlerin çözümünde ordaki gerçeklik hesaba katılmalı. (3) İslam medeniyet birikimini Almanya’daki gerçeklikle buluşturacak araştırma merkezlerine ihtiyaç var.”

“Hristiyan Avrupa Algısı Yanlış”

Prof. Dr. Bülent Uçar da sözlerinin başında Almanya’da doğup büyüdüğünü, dolayısıyla özelde Almanya’da genel olarak ise Avrupa’da İslam’a ve Müslümanlara bakışı net bir şekilde gözlemleyebildiğini ifade etti. “Avrupa’da İslam” meselesini coğrafi olarak değil de kültürel açıdan ele almanın doğru olacağını kaydeden Uçar, keza “Hristiyan Avrupa” algısının da bizi bir yere götürmeyeceğini, nitekim Avrupa’nın Hristiyanlaşmasının sanıldığının aksine geç tarihlerde gerçekleştiğini, hatta Orta Avrupa’nın Hristiyanlaş(tırıl)masının tarihine bakıldığında cebir ve şiddetten başka bir şey görülmeyeceğini belirtti. 8. asırda kurulan ve 800 yıl hüküm süren Endülüs Emevi Devletini hatırlatan Uçar, buna karşın 12. yy’a kadar Avrupa’nın yarısının pagan inançlara sahip olduğunu, 17.-18. yy’da Aydınlanma’yla birlikte yeniden paganizme dönüş olduğunu, bugün bakıldığında ise kendisini Hristiyan olarak tanımlayanlarla birlikte ateist, agnostik, vd. şeklinde tanımlayanların da Avrupa nüfusunun nerdeyse yarısını oluşturduğunu sözlerine ekledi.

“Müslümanlar Ciddi Bir Güç Haline Geldikçe, İslami Hayata Dair Rahatsızlık Artıyor

Merdan Güneş’in “ortak dil” hususundaki kanaatlerine benzer şekilde, “Türkiye’deki normal dindarlık tezahürleri, Avrupa’da radikal-aşırıcı Müslümanlık olarak kabul edilir.” diyen Bülent Uçar, mesela Avrupa’da başörtüsüne yönelik ciddi bir alerji olduğunu, başörtüsünü sorun olarak görenlerin çoğaldığını, bu durumun da “Müslümanlar ciddi bir güç haline geldikçe, İslami hayata dair rahatsızlığın artacağı” yönündeki kanaati pekiştirdiği değerlendirmesinde bulundu.

“İslam Medeniyetinin Çok-Kültürlü Birlikte Yaşama Tecrübesini Tanıtmalıyız”

Konuşmasında güncel bazı istatistiklere de yer veren Uçar, Almanlara “İslam denince aklınıza ne geliyor” diye sorulduğunda yaklaşık %70’inin “terör” dediğini, “Hristiyanlık denince” ise yine bu oranlarda “merhamet, diğergamlık” cevabı verildiğini; keza Müslümanlar, Almanya’nın 80 milyonluk nüfusunun sadece 5 milyonunu oluştururken, bu oranın Almanlar tarafından 6-7 misli fazla algılandığının da görüldüğünü sözlerine ekledi. Avrupalılık’ın coğrafi bir durum olmadığının altını tekrar çizen Bülent Uçar, Avrupalıların geçmişte de günümüzde de “biz her şeyiz ama Müslüman değiliz, biz her şey olabiliriz ama Müslüman olamayız” diyerek, zihnî arka planlarında sürekli canlı olan İslam korkusunu söze döktüklerini ifade etti.

Avrupalıların övündükleri “çoğulcu, çok-kültürlü yaşam tecrübesi”nin tarihte örneğini olmadığı gibi günümüzde de aslında yok mesabesinde olduğunu kaydeden Bülent Uçar, kendi içlerinde farklı bir mezhebe bile tahammül edemediklerini, zaten 30 Yıl Savaşları’nın bu yüzden çıktığını; fakat İslam’ın tarihi tecrübesinin ise bunun tam aksi olduğunu, medeniyetimizin açık toplum ve huzur içinde bir arada yaşama kültürünün dünyaya daha çok tanıtılması gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Bülent Uçar, son olarak her toplumun kendi kültürel kodları olduğunu hatırlatarak, Türkiye’de, Mısır’da, Balkanlarda olduğu gibi Almanya’da da toplumsal dinamiklerin doğal akışıyla bir İslam kültürünün gelişeceğine inandığını söyleyerek konuşmasını sonlandırdı.