İbn Haldun Üniversitesi

Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi Sona Erdi

İbn Haldun Üniversitesi tarafından, tercih aşamasındaki öğrencilere yol göstermek ve çalışmak istedikleri alanlarda siyasetçilerin, iş insanlarının, akademisyenlerin ve diğer uzman isimlerin tecrübelerinden istifade etmelerini sağlamak amacıyla düzenlenen Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi’nin 6 Ağustos Pazartesi günü gerçekleştirilen son oturumları Sheraton Grand İstanbul Ataşehir Hotel’de yapıldı.

Zirve’nin son gününde Medipol Üniversitesi Tarih Bölüm Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet İpşirli ve İbn Haldun Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halil Berktay “Tarih ve Tarihçilik” konulu söyleşide bir araya gelerek gençlere hitap ettiler. İbn Haldun Üniversitesi Rektör Yardımcısı
Prof. Dr. Fuat Erdal’ın yönettiği bir diğer oturumda ise Turkcell Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hilmi Güler “Teknoloji ve Sosyal Bilimler” üzerine konuştu.

Zirve kapsamında Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İstanbul Valisi Vasip Şahin de 6 Ağustos Pazartesi günü Zirve katılımcısı gençlerle bir araya geldi.

“Formel Eğitim Dışında En Büyük Hocalarımız Anadolu Oldu”

İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Talha Köse’nin yönettiği oturumda Vasip Şahin, İbn Haldun Üniversitesi’nin başından itibaren hedefini çizdiğini, sınırlarını belirlediğini, önemli bir misyonu üstlendiğini ifade etti. Konuşmasında kendi meslek seçiminden de bahseden Şahin, şunları söyledi: “Kaymakamlık mesleğini bilerek, isteyerek seçtim. Zevk alarak yaptığım bir meslek. Tercih etmemin sebebi de; sosyal bir meslek olması, insana dokunması, insana hizmet noktasında bana göre en elverişli meslek olmasıydı.

İnsana dokunma noktasında kaymakamlık kadar müsait olmadığı için Hukuk okumama rağmen, bu alanla ilgili bir iş yapmaya yönelmedim. Zaman zaman sıkıntılar da çektik bu meslekte ama hiçbir zaman bu tercihimden dolayı pişmanlık duymadım. Hayatta her şey sadece hesap ve kitap üzerine düz bir alanda yürümüyor. İnsanların sosyal tarafı da desteklenmeli ve ihmal edilmemeli. Bir garibanın ihtiyacını giderdiğiniz zaman o toplum birçok hastalıktan daha başından kurtulmuş olur.”

İstanbul Valisi Şahin, bugünkü kariyerine gelmesinde formal eğitimin dışında kendisine en büyük katkının ne olduğunun sorulması üzerine, “Formal eğitim dışında en büyük hocalarımız Anadolu oldu. Anadolu’da yaşayan insanlar, bilge insanlar… Bazen köyde öyle insanlarla karşılaşıyorsunuz ki size kitaplar dolusu bilgiyi, tecrübeyi üç cümle ile aktarıyorlar. Öbür taraftan o toplumun ihtiyaçları, sizi birtakım şeyleri hem yapmaya hem de öğrenmeye sevk ettiği için çok önemli.” dedi.

Soru-cevap şeklinde ilerleyen söyleşide, “İstanbul’u yönetmenin en keyifli ve en sıkıntılı yönleri nelerdir?” sorusuna Vasip Şahin, şu yanıtı verdi: “İstanbul sürprizler şehri ama çok bereketli de bir şehir. Her şeyin en’inin bulunduğu, yani en iyinin de en kötünün de bulunduğu, en zorun da en kolayın da bulunduğu bir şehir. İstanbul’da özellikle 2014 sonrasında çok zorlu, stresli ve sıkıntılı günler geçirdik. Ama İstanbul’un kendi bereketi, yönetim gelenekleri var. Aslında yönetici olarak biz de tam tespit edemesek de kendi dengeleri var. İstanbul’da o dengelere biraz dikkat ettiğiniz zaman birtakım zorluklar, İstanbullunun da İstanbul’un kendi medeniyet ve kültür birikiminin de açtığı yolla çok rahatlıkla çözülebiliyor.”

Vali Şahin, bir öğrencinin sorusu üzerine “Köydeki gencin, şehirdeki gence göre birtakım mağduriyetleri, mahrumiyetleri var ama belki de sizin şanssızlığınız modern teknolojiyle kuşatılmanızdır. Belki de onlardan çok size acımak lazım, size yardımcı olmak lazım diye düşünüyorum doğrusu. Ama bu durum her iki halde avantaja çevrilebilir.” ifadelerini kullandı.

Bir öğrencinin, nüfus yoğunluğunu dengelemek amacıyla devletin aldığı tedbirlere ilişkin sorusu üzerine Şahin, şunları söyledi: “İstanbul’a pasaport vereceğiz cevabını beklemiyorsunuz benden. İstanbul cazip bir şehir. Herkes burada yaşamak, yerleşmek ve teneffüs etmek istiyor. İstanbul bir fırsatlar şehri. Ulaşım açısından jeopolitik noktada, tabii güzellikleri itibarıyla da böyle. İstanbul ilk defa geçen yıl göç verdi. İstanbul aldığından daha fazla dışarı göç verdi, 50 bin civarında. İstanbul’un nüfusu da artıyor. Bu daha çok İstanbul’da doğanların etkilediği bir nüfus artışı. İstanbul’un nüfusu ne zaman azalır? İstanbul’a geliş sebeplerimizi azalttığımız zaman azalır. Bu da hamdolsun son 15-20 yılda gerçekleşti. Onun için de göç verdik. İstanbul’a niye geliyordu insanlar, iş bulmak için geliyordu. Şimdi Anadolu’da birçok ilimiz toplanma noktaları haline geldi. Bu da sanayi ve yatırıma verilen hükümet teşvikleriyle sağlandı.”

İstanbul Valisi Vasip Şahin, kentteki tarihi eserlerin durumuna ilişkin soruyu yanıtlarken, kendi öğrencilik dönemine kıyasla, tarihi eserlerin durumunun çok daha iyi olduğunu anlattı. İstanbul’da 2-3 bin tarihi eserin onarıldığını ve onarılmayı bekleyen birçok tarihi eserin olduğunu dile getiren Şahin, “1980’li yıllarda Tarihi Yarımada’yı genellikle bilerek gezerdim. O gün hiç görmediğim, bugün gün yüzüne çıkan çok sayıda tarihi eser varmış. Ya önünde bir büfe ya bir seyyar satıcı ya da önünü bir mağaza kapatmış. O gün görmediğimiz birçok tarihi eser ihya edildi.” dedi.

Zor durumlarda nasıl karar aldığına ilişkin soru üzerine Şahin, şunları kaydetti: “Belki mesleki tecrübe, birikim refleks kazandırıyor ama biraz da toplumu tanımanın getirdiği bir kolaylık bu. Ama tabii ki kolaylık dememe rağmen çok zorlandık, sıkıntılar çektik ülke olarak. Bunun yönetici boyutunda olmak apayrı bir sıkıntıydı. 15 Temmuz gecesi benim için çok uzun bir geceydi. Belki yeniden ifade edilmesi gereken bir geceydi. 400’ün üzerinde telefon görüşmesi yapmışım. Tüm bunlar o krizi, o kalkışmayı önlemeyi yönetme adına yapılmış işlerdi. 2013 Gezi tartışması Anadolu’ya da sirayet etti. Malatya’da da Gezi benzeri olay yapmak isteyen bir grup çıktı. Onlarla olan yönetme mücadelemizde Cenab- Hak yardım etti. Kimsenin burnu kanamadan, olaylar büyümeden belli bir noktada tuttuk ve söndürdük.”

Öğrencilere, İstanbul’da eğitim almalarını tavsiye eden Şahin, “Burası eskiden beri bir üniversite şehri ama sokakları da bir üniversitedir İstanbul’un. Dolayısıyla çift dal yapmış olursunuz.” dedi.

“İbn Haldun Üniversitesi’nin Vizyonu Çok Etkileyici”

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan da Zirve kapsamında yaptığı konuşmada Türkiye’de 76 vakıf üniversite olduğunu, sosyal bilimler alanında araştırmacı bir üniversite olma vizyonu taşıyan İbn Haldun Üniversitesi’nin mezunlarının yüzde 75’ini lisansüstü ve doktora öğrencilerinin oluşturacağını, bundan çok etkilendiğini söyledi.

İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Enis Doko’nun moderatörlüğünde düzenlenen söyleşide Ruhsar Pekcan, bir anne, bir girişimci, İTÜ mezunu bir mühendis ve Ticaret Bakanı olarak gençlerin karşısında bulunduğunu kaydederek, sosyal bilimler ve felsefe kapsamında deneyimlerini paylaştı. “Ormanın içinde ağaca odaklanırsanız ormanı göremezsiniz.” diyen Pekcan, resme bir bütün olarak bakılması gerektiğini söyledi. Ekonominin temelinin insan ve üretim olduğunu, bu konular üzerine yeterince durulmadığını dile getiren Pekcan, insanı bilmenin sosyal bilim olduğunu belirterek şunları söyledi: “Ekonomi her insanın kendi hayatında yaptığı iş ve bu işle topluma nasıl katkı sağladığıdır. Felsefeyi ve sosyal bilimleri, bulunduğumuz noktadan, yani ormanın dışına çıkarak kendimizi, insanı görme çabası olarak değerlendirebiliriz.”

Pekcan, konuşmasının devamında “Başarıları, başarısızlıklarımızdan edindiğimiz tecrübeye borçluyuz. Lütfen başarısızlıklarınız sizi yıldırmasın. Her başarısızlıktan sonra ne kadar çabuk ve hızlı toparlanır, ayağa kalkarsanız başarıya bir adım daha yaklaşmış olacaksınız.” ifadelerini kullanırken; iş müracaatlarında hiç tecrübesi olmayan, çok başarılı bir yeni mezun yerine başarısızlıkla sonuçlanmış bir girişim tecrübesi olan birisinin tercih edilebileceğini dile getirdi. Çünkü başarısız girişim de bir tecrübedir.

Bugün İtalya ile Hindistan arasına konumlanmış, serbest piyasa ekonomisine sahip, AB ile Gümrük Birliği anlaşması olan ve dünyanın ilk 20 ekonomisi arasında bulunan bir ülke olan Türkiye’de önceleri üretmenin önemli olduğunu aktaran Pekcan; mühendislik bölümlerinin o dönemlerde çok revaçta olduğunu, sonrasında ürettiğini en iyi şekilde pazarlayıp satabilme ve yönetim becerilerinin önem kazandığını anlattı. Sonrasında finansal konularda eğitimli, alternatif finansal yönetimlerinde tecrübeli kişilerin önem kazandığını kaydeden Ruhsar Pekcan, 2000’li yıllarla birlikte internet başta olmak üzere bilgi ve iletişim teknolojilerindeki devrimin hayatın her alanına girdiğini söyledi. Bir süre sonra üretim yapılarının, bilgi teknolojilerinin, enerji kaynaklarının değişeceğini, yapay zekanın günün her alanına gireceğini aktaran Pekcan, bunların hepsinin ekonomiyi de değiştireceğini anlattı.

Ruhsar Pekcan, bu yenilikleri başarıyla yakalayan ülkelerin yükseleceğini belirterek, şunları söyledi: “Bu gerçekler ışığında Türkiye olarak yeni teknolojilere ve tasarıma yatırım yapmaya kararlıyız ve hazırız. Siz gençlere çok iş düşüyor. Bu doğrultuda Türkiye olarak önümüzde Cumhuriyetimizin 100. yıldönümü olan 2023 ve Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği 2053 hedeflerimiz ve vizyonumuz var. Buna benzer hedefler tüm ülkelerde var. Örnek olarak Çin… 2025 hedefi var ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yılı olan 2049 hedefi var.”

“İyi Sosyal Bilimcileri Olan Ülkeler Daha Güçlü Ülkeler Olacak”

Bakan Pekcan, bugün İstanbul’u 2023 ve 2053 hedefleri kapsamında transcontinental konumu ile küresel değer zincirleri üzerinden konumlandırmaya çalıştıklarını belirterek, İstanbul’un tarihi İpek Yolu üzerinde nasıl konumlanacağının çok önemli olduğunu anlattı. Bu hat üzerinde doğru konumlanabilmek için hat üzerindeki sosyolojiyi, dinleri ve dilleri çok iyi bilmeleri gerektiğini vurgulayan Pekcan, bunun için de çok iyi mühendis ve teknoloji elemanları kadar sosyologlara, din ve dil bilginlerine ihtiyaç olduğunu aktardı.

Pekcan, 2002 yılından sonra kişi başına düşen gelirin 3 bin 500 dolardan 11 bin dolar seviyesine çıktığını belirterek, “Bu dönüşüm yeni sosyoloji ve hukuk düzeni talebini beraberinde getirdi. 20 bin doların üzerine çıktığımızda daha farklı Türkiye toplumu olacak. Bu dönüşümleri anlayacak, görecek nitelikli sosyal bilimcilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.” diye konuştu.

Pekcan, gerçekleri iyi anlamak ve doğru politikalar üretmek için sosyal bilimlere de ciddi ihtiyaç olduğunu belirterek, yapay zekada buna ciddi ihtiyaç bulunacağını anlattı. Davranış ve tüketim kalıplarının belli düzeyde makinelere aktarılacağını, geçen yıl iktisat dalında Nobel Ödülü’nü davranışsal iktisadın öncüsü Richard Thaler’in aldığını kaydeden Pekcan, “Size burada onurlanarak söyleyebilirim ki bizim bakanlığımızda da davranışsal iktisat ekibi mevcut ve onların vizyonlarından da faydalanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, sözlerini şöyle tamamladı: “Dünya nereye giderse gitsin, iyi teknik bilim insanları ile birlikte iyi sosyal bilimcileri olan ülkeler daha güçlü ülkeler olacaktır. Hepimizin ve özellikle siz gençlerin en temel görevi dünyayı çok iyi anlamak, kendinizi yetiştirmek olmalıdır. İleri sosyal bilim formasyonuna sahip olmak isteyen gençler çaba göstermeli. Matematik bilgisini de geliştirerek analitik çözümleme yetisine sahip olmalıdır. Sadece Batı dillerini değil Arapça, Rusça ve özellikle Çince’yi öğrenmelidirler.”

“Gençlerimizin Kendi Başarı Hikâyelerini Yazacakları Doğru Tercihleri Yapacaklarına İnancım Tamdır”

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi kapsamında bir konuşma yaptı. İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Atar’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide Abdülhamit Gül, gençlerle deneyimleri paylaştı. “Gençlerimizin kendi başarı hikâyelerini yazacakları doğru tercihleri yapacaklarına inancım tamdır.” diye konuşan Abdülhamit Gül, öğrencilerin hayatlarının en önemli tercihini yapacakları bir dönüm noktasında olduklarını belirterek, sadece 4 yıl okuyacakları bir bölüm seçmeyeceklerini, bu tercihlerinin hayatlarının bütün dönemini etkileyeceğini söyledi.

Özgüvenin özgürleştirdiğini dile getiren Gül, “Türkiye’nin geleceğinde sosyal bilimler, sosyal bilimlerde de Hukuk disiplininin çok büyük katkısı vardır. Özgüven içinde özgürleşen, özüne güvenen ve özü gür kişiler, bu ülkenin geleceğine çok büyük katkı yapacaktır.” diye konuştu.

İbn Haldun Üniversitesi’ndeki nitelikli eğitimin, ihtiyaç duyulan kaliteli hukuk adamlarının buradan çıkacağına olan inançlarını gösterdiğini ifade eden Gül, Adalet Bakanlığı ile İbn Haldun Üniversitesi’nin yurt dışına yönelik projeler geliştireceklerini kaydetti.

Öğrencilere hukukun nasıl çalıştığı hakkında da bilgiler veren Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hukuk adamı ile kanun adamı birbirinden çok farklıdır. Bize ‘Koca koca kitaplarınız var, bu kitapları nasıl okuyorsunuz’ diye sorarlardı. Oysa hukuk size muhakeme yeteneği veriyor. Hukuk matematikten, sosyolojiden, felsefeden farklı bir şey değil. O yüzden sosyal bilimler temalı bir üniversitede eğitim almanız, iyi bir hukukçu olmanıza çok önemli katkılar sağlayacaktır. Koca koca kitapları hiçbir hukukçu okumaz. Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi der ki; kanun lafzıyla ve ruhuyla temas ettiği bütün kanunlarda, konularda önce hakim kanunun lafzına bakar, ruhuna bakar. Lafzını bileceksiniz, felsefesini bileceksiniz. Bu kanun ne için çıkmış. İşte Türkiye’de suça bulaşmayı engellemek, caydırıcılığı arttırmak için bu kanun çıkmış. Lafzı ve ruhuna bakacaksınız. Peki bir meselede lafzı da ruhu da olmayan, o konuyla ilgili kanun yoksa konuyla ilgili örfe, adete bakacaksınız. Hukuk sizi hemen oraya gönderiyor.”

Abdülhamit Gül, hukukun kazandırdığı disiplinin önemine vurgu yaparak, “Ne olursa olsun, bir hoca da olsa ‘Şu kitaba bakayım, içtihat var mı, AYM’nin bu konuda kararı var mı?’ diye bakar. Her hukuk adamında bu disiplin vardır. Bu da size daha güçlü ve rasyonel bir şekilde muhakeme etme yeteneğini kazandırıyor. O yüzden çok ayrıcalıklı bir meslek. Sizlerin Hukuk Fakültesini tercih etmeniz, devletimiz ve toplumun gelişimi açısından çok önemli. İyi bir kanun adamına değil hukuk adamına ihtiyaç var. Bunun için sizler gibi iyi yetişmiş insanların bir an evvel hukuk disiplinine katılması önemli.” ifadelerini kullandı.

Bakan Gül, “Suriye, Filistin, Bosna gibi ülkelerdeki insan hakları ihlalleri ortada. Ama bu konularda ne BM’nin ne de AB’nin mahkemeleri bir çalışma yapmıyor. Ama iş Türkiye’ye gelince ‘Yok tutuklu gazeteciler var, yok FETÖ’cülerle ilgili durumlar var.’; sürekli hızlı karar alıyorlar ve Türkiye’ye dayatmaya çalışıyorlar. Bizim bunlarla alakalı nasıl bir mücadelemiz olabilir?” şeklindeki soruya da şöyle cevap verdi:

“Maalesef uluslararası hukuk da ideolojik birtakım çifte standartlara kurban ediliyor. Türk ve İslam fobisi tüm kararlarda da etkili oluyor. Bunu görüyoruz. Dünyada bizim arzuladığımız sistem, hukukun üstün olduğu bir sistem ama üstünlerin hukukunu görüyoruz. ‘Güçlüyüm ben, ben böyle bir karar veriyorum. Gücünüz yetiyorsa siz de gelin tam tersini yapın.’ diye bir meydan okuma var ama bizim meydan okumamız da sizin gibi gençlere güvenerek, ‘Siz dünyayı 5 kişi yönetemezsiniz; dünyayı ezilenler, dünyayı adaletsizlik karşısında adaleti haykıranlar yönetecek.’ diyoruz. Biz de bunun için çalışıyoruz. İnşallah biz kazanacağız. Sonuçta adalet hakim olacaktır, hukuk üstün gelecektir. Sizin gibi arkadaşlar oldukça; dil bilen, hukuk muhakemesi bilen arkadaşlar yetiştikçe Türk hukuk diplomasisi diye bir kavram çıkacak. Hukukta bu diplomasiyi de Türkler, milletimizin gençleri oluşturdukça inşallah daha güçlü bir hukuk teşekkül etmiş olacak.”

Adalet Bakanlığında Reform Niteliğinde Adımlar

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Zirve’deki konuşmasında gündemdeki konular üzerine de önemli açıklamalar yaptı. Konuşmasında hakim ve savcı ihtiyacına vurgu yapan Gül, “Cübbelerini giyip bu ülkenin anayasasından değil, ülke dışında farklı yerlerden emir alan hakim ve savcılar gördük. Devlet bu çizgiden çıkanları tasfiye etti. Yaklaşık 4 bin hakim ve savcı ihraç edildi. Sadece sayısal değil nitelik olarak da ciddi ihtiyacımız oldu. Yüzde 50 üzerinden 5 yıl ve altında hakim ve savcı tecrübemiz var. Yeni alınan arkadaşlarımızda yüzde 50 civarında hanım arkadaşlarımız daha fazla. Bizim temel arzumuz Avrupa’da kişi başına düşen hakim ve savcı sayısına ulamak. Bundan sonra 5 yıllık hedefimizde çok fazla hakim ve savcı sayısı ile karşılaşacağız” dedi.

Şu anda Türkiye’de 17 bin hakim ve savcı olduğunu vurgulayan Gül, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Şu anda bin 300 hakim ve savcının atamasını yaptık. Bunlar 1 yıl eğitim sonrasında kura çekecekler. Yaklaşık yılda 4 -5 bin civarında hakim ve savcı almayı planlıyoruz. Daha çok mezun olduktan sonra arkadaşlarımızın bilgileri tazeyken hemen mesleğe girsinler diye her yıl Kasım ayında mezuniyete entegre şekilde hakim ve savcı adaylarımız alacağız.”

Abdülhamit Gül, mevcut noterlik sisteminde de değişikliğe gidileceğini şu sözlerle vurguladı: “Şu anda noterlik sisteminde sıra 30 sene sonra geliyor. Bunun değişimine yönelik bir kanun değişikliği yaptık. Hukuk fakültesinden mezun olanlar hemen noterlik sınavına girebilecekler. 50 – 60 yaşlarında geliyordu noterlik sırası. Bunu sona erdireceğiz. Noter yardımcılığı getiriyoruz. Bu arkadaşlarımızı da yine hukuk mezunlarından seçeceğiz” diye konuştu.

Yeni dönemde bakanlık bünyesinde atılacak reform niteliğindeki adımları anlatmaya devam eden Abdülhamit Gül, Türkiye’nin yurtdışında adli müşavirlerinin olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Bunların da sayısını arttıracağız. Bu ay Çin’e, Rusya’ya, Bosna Hersek’e İslam İşbirliği Teşkilatı’na adli müşavirler atıyoruz.”

Oturumu yöneten Prof. Dr. Yavuz Atar, konuşmanın bir bölümünde rahip Brunson’a ev hapsi verilmesi üzerine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e yönelik ABD yaptırımını hatırlattı. Bakan Gül, bu konu üzerine şunları aktardı: “Gerçekten komik bir tercih. Büyük devlete yakışmayan bir tavır. Hukuk rasyonelite demek, hukuk muhakeme demek. Gerçekten bu disiplini almış olsalar, verilen kararın uluslararası hukuk çerçevesinde adalet, hakkaniyet ve makuliyet içerisinde olduğunu görürlerdi. Biz Türkiye olarak, 2 bin yılın üzerinde geçmişi olan büyük bir hukuk devletiyiz. Biz hukuk ve makuliyet çerçevesinde elbette süreci yöneteceğiz. Biz de aynı şekilde onların bakanına misilleme yaptık.”

Bakan Gül, salondaki öğrencilere seslenerek, “Devletler Hukuku’nu 3. sınıfta göreceksiniz arkadaşlar. 4’te de Özel Hukuk’u göreceksiniz. Sizin gibi değerli hukukçular yetiştikçe hem özel hem de devletler arasındaki bu hukuki itilafları sizlerin en güçlü muhakemesiyle çözeceğiz. Sizlerin bir an evvel mezun olmanızı bekliyoruz arkadaşlar” diye konuştu.

“Sosyal Bilim Kafası Olmasaydı, Bu Yatırımlar Olamazdı”

Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi’nin kapanış oturumunda ise “Şehir ve Medeniyet” konuşuldu. İHÜ Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz‘ün yönetiminde yapılan oturuma, aynı zamanda Üniversitemizin Mütevelli Heyeti Üyeleri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal ve Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu konuşmacı olarak katıldı.

Zirveye katılan gençlere hitap eden Mevlüt Uysal, İstanbul’un dünyada üç ayrı medeniyete toplam bin 500 sene başkentlik yapmış bir şehir olduğunu ve bunun başka bir örneğinin bulunmadığını söyledi.

İstanbul’un trafik sorununa değinen Uysal, doğudan batıya 100 kilometre uzanan ve 15 milyondan fazla nüfusu olan İstanbul’un, trafik problemini dünyanın birçok şehri kadar çözdüğünü ifade etti. İstanbul’da şu anda 294 kilometre metro inşaatının devam ettiğini ve yerin altında 25 bin kişinin çalıştığını dile getiren Uysal, şöyle konuştu: “İstanbul’da 160 kilometre işleyen metro var. İki sene sonra 294 kilometrelik inşaatlar tamamlandığında, raylı sistemde Londra’yı geçmiş olacağız.  Hedefimiz, inşallah önümüzdeki 5 yıl içerisinde 600 kilometre daha ilave metro yaparak bin kilometreyi aşmak. Şu anda dünyada en çok metro inşaatı olan şehir konumundayız. Buna rağmen, mevcut hızla gidersek, önümüzdeki 30 yıl içinde metro inşaatlarını tamamlayabileceğiz. Daha hızlı nasıl metro yaparız diye çalıştık.  Yeni geliştirdiğimiz formülle inşallah önümüzdeki beş yıl içinde bu 600 kilometre metroyu ihale etmeyi planlıyoruz. Ondan sonraki üç yıl içerisinde de bu metroları hizmete alabilirsek, inanıyorum ki dünyanın en meşhur teknik üniversitelerinde bu ders olarak okutulur. İstanbul’un 1000 kilometrelik metro hedefine kısa zamanda ulaşıp, dünyada trafik sorununu en iyi çözen şehir konumuna gelmesini hedefliyoruz. Bu planlama sosyal bilimlerin başarısıdır. Sosyal bilim kafası olmasaydı, bu yatırımlar olamazdı herhalde.”

İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın belediye başkanlığından önce sadece 7 kavşak olduğunu, 4,5 yılda ise 37 kavşak yapıldığını aktaran Uysal, “Şu anda İstanbul’daki kavşak sayısı ise 263. Hedefler bu şekilde büyüyor. Çöp dağları patlayan İstanbul’dan çöpten elektrik üreten bir İstanbul’a geldik. Haftada bir suları akan İstanbul’dan, su problemini 2071’e kadar çözmüş bir İstanbul’a geldik. Kendi problemlerini çözmenin yanında, dünya mazlumlarının sorunlarını ortadan kaldıracak bir siyaset üretmeye adım atmak, ancak sizlerin ufkuyla, sizlerin çalışmasıyla olacak. Bu çıtayı daha yükseğe taşımak için biz, siz gençlere güveniyoruz.” diye konuştu.

İBB olarak yapmak istedikleri her şeyi en iyi şekilde yapmayı istediklerini dile getiren Uysal, “En iyileri yapmayı planlamak için de sosyal bilimlere ihtiyaç var. İstanbul’da belediyecilik olarak eksiğimiz olmakla birlikte, mütevazı olmaya gerek yok, ‘dünyada belediyeciliği şu ülke bizden daha iyi yapıyor’ diyebileceğimiz, örnek alabileceğimiz bir ülke yok.” ifadelerini kullandı.

Kendisinin de hukuk mezunu bir sosyal bilimci ve İbn Haldun Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi olduğunu aktaran Uysal, Türkiye’de ilk defa İbn Haldun Üniversitesi’nin lisanstan daha çok yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim verecek şekilde kurulmasının, eğitim adına çok önemli olduğunu kaydetti. Mevlüt Uysal, “İbn Haldun Üniversitesi Türkiye’de üniversiteler ölçü olarak kabul edilip planlanmadı. Dünyadaki meşhur üniversiteler ölçü olarak düşünülüp böyle bir üniversite planlandı. Gerçekten bu üniversitenin hedefi dünyadaki söz sahibi sayılı üniversiteler arasında olmak” dedi. Bazen imkanın işi kolaylaştırdığını, bazen de zorlaştırdığını söyleyen Uysal, “O manada hem kolay yönü var hem de zor yönü var. Aslında zoru başaracak olan sizsiniz. Eğer o zoru başarırsanız da ülkemiz inşallah iyi noktalara gelecek” şeklinde konuştu.

“Sosyal Bilimler Türkiye’nin Geleceği”

Sosyal bilimlerin toplumun ve ülkenin geleceği olduğunu belirten Uysal, sosyal bilimlerin olmaması halinde diğer bilimlerin tek başlarına çok fazla bir işe yaramayacağını savunarak, sözlerini şöyle tamamladı: “Osmanlı Devleti’nin çökmemesi için çok büyük işler yapan, çok önemli okullar kuran Sultan 2. Abdülhamid Han, sosyal bilimlere daha fazla ağırlık verseydi, şu an ülkemizin durumu daha iyi olabilirdi. Dünyaya hükmeden, dünyayı yönlendiren yapılara baktığımızda, ardında tekniğe iyi yön veren bir sosyal bilimler var. En iyileri planlamak için sosyal bilimlere ihtiyaç var. Sosyal bilimler toplumun geleceği, Türkiye’nin geleceği… Olaya bu yönüyle bakmak herhalde daha doğru olur.”

Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu ise, “Ben de böyle bir programı tercih ettiğiniz için katılımınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Bunu çok önemsiyorum. Özellikle Başakşehir’den katılan arkadaş var mı Bilmiyorum ama tüm liselerde yaptığımız programlarda tekrarladık. Gençlere tavsiyelerimiz oldu. Hz. Mevlana’nın bir sözü var; ‘Bir neslin geleceğini bir önceki nesil hazırlar’ diyor. Biz de gençlere büyük olarak tavsiyelerde bulunduk” ifadelerini kullandı.

Anadolu’dan ve İstanbul’dan gelen tercih aşamasındaki öğrencilerin katıldığı Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi, alanlarında uzman isimlerden 100’ü aşkın atölye programı; yazarlar, düşünürler, devlet adamları ve iş dünyasından önemli isimlerin katıldığı söyleşiler; Lisans Programları bilgilendirme stantları, tercih rehberliği ve diğer sosyal etkinliklerle dolu dolu geçti.

Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi’ne katılan 1000’e yakın öğrenci, iş dünyasının önde gelen isimlerinin tecrübelerini dinleyip, merak ettiklerini sorma fırsatı yakaladılar ve alanında öncü şirketlerin yetkilileriyle sohbet ettiler. Ayrıca gelecekte çalışmayı düşündükleri iş alanlarını tecrübe ederek, aynı meslek gruplarında çalışan insanlarla istişare eden gençler, böylelikle mesleklerle ilgili daha fazla bilgiye sahip olarak tercihlerini yapma imkanına sahip oldular.