İbn Haldun Üniversitesi

Geleceğin Müslüman Düşünürleri Forumu Üniversitemizde Gerçekleştirildi

İbn Haldun Üniversitesi ve İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF-DC) işbirliğiyle düzenlenen Geleceğin Müslüman Düşünürleri Forumu, “Entelektüel Yeterlilik ve Bağımsızlık” temasıyla 5-6-7 Ekim tarihlerinde Başakşehir yerleşkemizde gerçekleştirildi. İslam Dünyası’nın 21. yüzyılda maruz kaldığı zorluklara karşı yeni paradigmaların oluşturulmasının hedeflendiği Forum yoğun ilgiyle karşılandı. İslam dünyasından yetkin düşünürlerin bir araya gelip farklı kuşaklardaki Müslüman entelektüeller arasında bir bağlantı kurulmasının da amaçlandığı Forum’da dünyanın dört bir yanından önemli konuklar ağırlandı ve İslam medeniyetinden modernleşmeye, İslamofobiden Müslüman gençliğe, Müslümanları ilgilendiren meseleler etraflıca tartışıldı.

Geleceğin Müslüman Düşünürleri Forumu;  5 Ekim Cuma günü, Mütevelli Heyeti Başkanımız Prof. Dr. İrfan Gündüz, Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk, ICYF-DC Başkanı Büyükelçi Elshad Iskandarov ve Mütevelli Heyeti Üyemiz Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu’nun selamlama konuşmalarıyla başladı.

“Politik, Ekonomik ve Bilimsel Bağımsızlık İçin Fikri Bağımsızlık Ön Şarttır”

Prof. Dr. Recep Şentürk, Forum’un açılışında yaptığı konuşmada Üniversitemizin sloganı ve bu toplantının konusununu hemen hemen örtüştüğünü ifade ederek, “fikri bağımsızlık”ın öğrencilerin ve öğretmenlerin fikri bağımsızlığıyla başladığı belirtti: “Bugün İslam âlimlerinin ne yazık ki Batıya fikren ve teknolojik olarak bağımlı olduklarını görüyoruz. Fikren bağımsız olamazsak diğer alanlarda da bağımsız olamayız. Politik, ekonomik ve bilimsel bağımsızlık için fikri bağımsızlık ön şarttır.”

Bu durumun eğitim metodlarımız ve müfredatlarımızla doğrudan ilgisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Şentürk, önce bunların değiştirilmesinin elzem olduğunu vurguladı: “Ben buna McDonald eğitimi adını veriyorum; ki herkesin yediği, her yerde aynıdır. Ben eğitim sistemimizin, İslami eğitimin metodu olup ‘taklit’ten ‘tahkik’e götüren sisteme geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizim üniversitemizin pedogojisi budur. Amacımız fikren bağımsız, çok dilde, mukayeseli eğitim yapan bir araştırma üniversitesi olmaktır. Arapça, İslam medeniyetine açılan anahtar; Türkçe, Türk entelektüel dünyasına açılan bir kapı; İngilizce de Batı medeniyetine açılan bir kapıdır.”

“Müslümanlar Sadece Bulundukları Coğrafyalardan Sorumlu Değil”

ICYF-DC Başkanı Büyükelçi Elshad Iskandarov ise, konuşmasında bu aktivitenin ümmet için çok önemli bir dönemde gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Nobel ödülü alan bilim adamları ve entelektüeller arasında İslami arka plana sahip olanların sayısının çok az olmasının üzüntü verici olduğunu belirterek şunları ekledi: “Bugünkü bilimin temelleri İslam coğrafyalarında atılmıştır. Bugün ne yazık ki geriye gittiğimizi görüyoruz. Entelektüel gelişimin ve ilerlemenin sosyal ilerlemeyle doğru orantılı olduğunu unutmamamız gerekir.

Entelektüel paradigmadan bahsetmek gerekirse; Rönesans, İslam geleneğinin mirasını kullanmıştır. Tarihi değerlerimizle çelişen noktaları vardır Batı felsefesinin. Disiplinlerarası bilime baktığımızda da bu böyledir. Medreselere ve İmam Cafer’e bakın. İbn Heysem’e bakın; fizik ve optikte yapılan katkılara…”

Geleceğimizi daha iyi planlamak için geçmişimize bakarken, Batıyla olan sosyal ilişkilere ve gelişmelere de eğilmemiz gerektiğini ifade eden Iskandarov, “Müslümanın görevi sadece kendi coğrafyasıyla ilgili değil; Müslümanlar, dünyada neler olduğuna da bakmalı ve ilgilenmelidir. Bizim yapmamız gereken, bugünkü toplantı ve forum gibi, geçmişimizi analiz eden ve geleceği planlayan pek çok başka organizasyonlar ve buluşmalar düzenlemektir.” dedi.

“Müslümanların Huzursuzluk İçerisinde Kaybolan İnsanlığa Sunacağı Çok Ciddi Teklifler Var”

Prof. Dr. İrfan Gündüz de; yaşlıların hatıralarıyla, gençlerin ise hayalleriyle yaşadığını dile getirerek başladığı konuşmasında, geçmişe dönük muhasebenin kimseye fayda sağlamayacağını belirtti. Esas muhasebenin geleceğe dönük yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gündüz, “Buna şimdi prodüktivite diyorlar. Geleceğimizi daha verimli kılmak için bugünden atacağımız her adımı adım adım planlamamız lazım. Attığımız her adımın, söylediğimiz her sözün, yaptığımız her işin ne getirisi var, ne götürüsü var; onun hesabını önceden yapıp, ona göre en verimlisine inandığımızı hayata geçirmemiz lazım.” ifadelerini kullandı.

“Bütün dünyanın bir huzur aradığı, gerçek mutluluğu aradığı bir dönemde” olduğumuzu ifade eden Prof. Dr. Gündüz, “Bu dönemde Müslümanların huzursuzluk içerisinde kaybolan insanlığa sunacağı çok ciddi teklifler var. Çok ciddi hayat anlayışı, çok ciddi medeniyet tasavvuru var. O yüzden yarınımızı bugünden şekillendirmenin önemine inanıyoruz.” diye konuştu.

“Bilgi Seviyesinin Ötesine Geçmek, İslami Geleneğin Hikmet Olarak Adlandırdığı Seviyeyi Görmek Zorundayız”

Forumun açılış konuşmasını ise Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın yaptı. Kalın, yaptığı konuşmada, günlük anlayışa göre “düşünme”nin “bilgi toplama”ya karşılık geldiğini ancak düşünmenin “veri analizi”, “nesneler ve içerikler arasında basitçe bağlantı kurmak” demek olmadığını, tüm bunların hepsinden daha fazlasını içerdiğini anlattı.

Enformasyon ve bilgi arasında bir kafa karışıklığıyla karşı karşıya olunduğunu dile getiren Kalın, şunları söyledi: “Enformasyon, bilgi değildir. Enformasyon, olaylar, veri ve sayıları içerir. Bunlar, sadece belli bir hedef ve sonuç için bir araya geldiğinde bilgi olur. Ancak bunlara rağmen, bize hedefe öncülük etmek için yeterli olmayacaktır. Biz, bilgi seviyesinin ötesine geçmek, İslami geleneğin hikmet olarak adlandırdığı seviyeyi görmek zorundayız.

İçinde bulunduğumuz çağda düşünmüyoruz, sadece enformasyonu işliyoruz. Düşündüğümüzü sanıyoruz. Bugün sosyal medyadaki enformasyonla biz düşündüğümüz sanıyoruz, ama düşünmüyoruz. Sadece enformasyonu işliyoruz, enformasyonu toplama, veriyi analiz etmenin ötesine geçemiyoruz. Gerçek düşünme, soyut, alakasız, popüler olmayan ve kâr getirmeyen bir şey olarak görülüyor. Hazır çözümler üretmiyor, herhangi bir başlık vermiyor, bu nedenle popüler değil. İlgi çeken birkaç tweet atarak sosyal medya fenomeni olabilirsiniz, neden gerçekten düşünesiniz? Bu, içinde bulunduğumuz çağın psikolojisi ve iklimi. Bu, aslında neden gerçekten düşünmeye ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.”

Düşünmenin sadece varoluşla ilgili olmadığını, duyguları, bilinci ve kavrayışı çalıştırmayı gerektirdiğini belirten Kalın; kalbin, aklın, idrakin ve ruhun İslami gelenekte birbiriyle çatışmadığını, gerçekten birbirini tamamladığını ifade ederek, bilimsel bir çalışmanın sebep ve sonucunu görmek için bunların hepsini kullanmak gerektiğini söyledi.

“İnsanlık Krizine Odaklanmamız Gerekiyor”

Geleceğin Müslüman Düşünürleri Forumu’nun 6 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilen oturumlarının ilkinde “Ümmeti Hatırlamak: Küresel Müslüman Toplum Hayali” üzerine konuşuldu. Panelde Aberystwyth Üniversitesi’nden Mustapha Kamal Pasha, İstanbul Üniversitesi’nden Dr. Yaqoob Ahmed, ABD merkezli Uluslararası İslami Düşünce Enstitüsü’nden (IIIT) Ermin Sinanovic ve İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Dr. İsmail Yaylacı birer konuşma yaptı. Oturumun moderatörlüğünü ise ICYF-DC temsilcisi Elmeddin Mehdiyev yaptı.

Oturumda konuşan Aberystwyth Üniversitesi Uluslararası Politikalar Bölüm Başkanı Prof. Pasha, medeniyet ayrımı yapmadan küresel ölçekte değerlendirme yapılması gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi: “İslam medeniyetine değil, insanlık krizine odaklanmamız gerekiyor. Aynı nesepten gelen kimseler arasındaki yardımlaşma, dayanışma ve tehlikelere karşı kendini korumak için biyolojik bağlardan doğan, daha sonraları inanç birliğine dönüşerek devletlerin kurulmasında rol oynayan soyut bir kavram olan ‘asabiyet’ kavramını canlı tutmak için küresel kültürel mirası tüm insanların paylaştığını unutmamak, medeniyet kaynakları, tarih, dil, sanat, müziği geliştirmek, evrensel değerleri yeniden belirlemek ve sahip çıkmak gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Mezhepsel Ayrılıklardan Gençliğe, İslam Medeniyetinin Geleceğinden Filistin’e

“Tarihi Perspektifle İslam Medeniyetinin Geleceğini Tayin Etme” başlıklı oturumun moderatörlüğünü Saraybosna Üniversitesi’nden Dr. Ahmet Alibasic yaparken; İbn Haldun Üniversitesi’nden Dr. Heba Raouf Ezzat, İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Abdulhalil Ahsan, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Dr. M. Zahit Açıl panelde konuşmacı olarak yer aldı.

Sabahattin Zaim Üniversitesi’nden Dr. Ömer Taşgetiren’in moderatörlüğünü yaptığı oturumda ise İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, Tahran Üniversitesi’nden Nasser Hadian ve Türkiye’nin Endonezya Büyükelçisi Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç “İslam Geleneğinde Etik ve Mezhepsel Ayrılıklar” üzerine birer konuşma yaptı.

Cumartesi gününün “İslamofobi, Irkçılık ve İnsan Hakları” konulu son oturumunda ise Avusturya Salzburg Üniversitesi’nden Dr. Farid Hafez, California Üniversitesi’nden Dr. Hatem Bazian, Rutgers Üniversitesi’nden Dr. Engy Abdelkader ve Tahran Şerif Üniversitesi İnsani ve Kültürel Çalışmalar Enstitüsü’nden Dr. Seyyid Javad Miri birer konuşma gerçekleştirdi. Oturumun moderatörlüğünü ise ICYF-DC) Abdula Manafi Mutualo üstlendi.

7 Ekim Pazar günü ise Forum, “Müslüman Gençliği Güçlendirmek: Güncel Modeller, Gelecek Beklentileri” ve “Filistin: Yeni Zorluklarla Yüzleşmek, Gelecek İçin Hazırlanmak” konuları etrafında şekillendi.

Müslüman gençlik üzerine konuşulan ilk oturumda Virginia Üniversitesi’nden Dr. Neslihan Çevik, The Turning Point kurumunun temsilcisi Asma Mustapha Khan ve Kadir Has Üniversitesi’nden Amel Ouchenane birer sunum yaparken, panelin moderatörlüğünü ise Üniversitemiz Uluslararası Ofis Daire Başkanı Enes Yalman üstlendi.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sami Al-Arian, Medeniyet Üniversitesi’ndenProf. Dr. Berdal Aral ve Birzeit Üniversitesi’nden Abdallah Mahmoud Khasib, “Filistin: Yeni Zorluklarla Yüzleşmek, Gelecek İçin Hazırlanmak” panelinin konuşmacılarıydı.

“Müslüman Ülkeler İçinde Sadece Türkiye, Filistin Konusunda Özel Bir Hassasiyet Gösteriyor”

ICYF-DC’den Ahmet Halit Hatip’in yönettiği panelde Prof. Dr. Sami Al Arian, Filistin ile İsrail arasında başlayan problemler, Yahudi sorunu ve Filistin sorununun geleceğine dair bir sunum yaptı. Sorunun, Avrupa’dan İsrail topraklarına yerleşen Yahudilerin, bölgede yaşayan Müslümanları ve Hristiyanları o toprakların bir parçası olarak kabul etmemesinden ve siyonizm ideolojisiyle birlikte gelen işgal olayından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Sami Al Arian, şöyle konuştu: ”Bizim Yahudi problemimiz var. Özellikle Avrupalı Yahudiler Filistin’e yerleştikten sonra Filistin sorunu başladı. Yahudi sorunu sadece Filistin sorunu değil, tüm dünyayı ilgilendiren bir sorun. Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi ile beraber Filistin halkına yönelik bir soykırım da başladı.

Sultan 2. Abdülhamid Han, Osmanlı tahtına çıkınca Filistin’in bütün topraklarını sarayın mülkü haline getirdi. Böylece Filistin’in kapıları Yahudilere kapandı. Birinci Dünya Savaşına kadar Filistin toprakları, Osmanlı Devleti’nin kontrolü altında kaldı. İngiltere, Birinci Dünya Savaşının sonunda bölgeyi yeniden dizayn etti. Filistin topraklarına da siyonistleri yerleştirdi. O tarihten beri Yahudiler ve İsrail devleti yerleşimlerine devam ederken, Filistin halkını bu topraklardan çıkarmak için her tür baskıya ve zulüm yollarına başvuruyorlar. Gazze, Kudüs, Filistin’in her yerinde Yahudi yerleşimleri illegal bir şekilde devam ediyor. İsrail hükümeti, Filistin halkına en üst düzeyde şiddet uygulamaya devam etmektedir.”

Prof. Dr. Sami Al Arian, İsrail’in, Filistin topraklarında emperyalist bir devlet gibi işgallerine devam ettiğini ifade etti. Buna rağmen Filistin halkının kendi toprakları, kendi özgürlükleri için mücadele etmeye devam ettiğini ve bu haklı davasını dünya kamuoyuna duyurmak için her yola başvuracağını kaydetti. ABD’nin desteğini alan İsrail’in, Filistin’e ve Filistin halkına yönelik uygulamalarının, Filistin halkının sabrını taşırdığına da vurgu yapan Prof. Dr. Arian, konuşmasına şöyle devam etti: ”İsrail, ABD’den aldığı destekle her türlü sindirme politikası yürütüyor. İsrail’in bu yasa dışı politikalarına birçok Arap ülkesi sessiz kalmaya devam ediyor. Bu korkunç bir durum. Filistin konusunda Müslüman ülkeler içinde Türkiye, bu konuya özel bir hassasiyet gösteriyor. Filistin davasını her zaman gündemde tutmaya devam ediyor.

Dünyadaki tüm insanları İsrail’e karşı boykot etmeye çağırıyoruz. Bu boykot ekonomik olur, kültürel olabilir. Sesimizi yükseltmek ve dünyaya duyurmak zorundayız. Eğer dünya Filistin konusunda ortak bir tavır alırsa İsrail bu kadar pervasızca cinayetlerine devam edemez.”

“İnsani Hukuk Eksenli Bir Uluslararası Hukuk Mücadelesi Yeterli Değil”

Prof. Dr. Berdal Aral da panelde yaptığı konuşmada, hem Birleşmiş Milletler’in hem de uluslararası düzeydeki başka cezalandırıcı mekanizmaların, Filistinlilerce ve onu destekleyen aktörlerce bugüne dek olduğundan daha etkili bir şekilde kullanılmasının büyük önem taşıdığını söyledi.

Filistinlilerin, uluslararası insani hukuku referans noktası olarak kabul etmekten vazgeçmeleri gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Aral, ”Bu, Filistinlilerin hak ve özgürlük mücadelesi açısından zorunlu hale gelmiş durumda. Toprakları işgal altında olan Filistin halkı, sadece insani hukuk eksenli bir uluslararası hukuk mücadelesi yapmaktan vazgeçmelidir. İsrail’i ‘muharip işgalci’ olarak Batı Şeria’da ve Gazze’de uluslararası hukuka uymaya davet etmek, Filistin halkının sahip olduğu hakları çok dar bir alana hapsetmek demektir.” diye konuştu.

Prof. Dr. Aral, İsrail-Filistin müzakerelerini esas alan iki devletli çözüm paradigmasının tamamen çöktüğünü belirterek, Oslo barış sürecinin Filistin için bir hayal kırıklığı, İsrail içinse derinleşen işgalin gizlenmesi için bir maske işlevi gördüğünü aktardı. Filistinliler için Oslo sürecinden çıkarılacak dersler olduğuna dikkati çeken, Aral sözlerini şöyle tamamladı: “Oslo’dan çıkarılacak en az iki ders vardır: Birincisi, İsrail’le barışı hedefleyen müzakerelere girişmenin hiçbir anlamı yoktur. İkincisi, önümüzdeki süreçte, Filistin’in uluslararası hukuk çerçevesinde sahip olduğu kapsamlı haklara vurgu yapmak ve bunu uluslararası kurumların yapacağı baskılarla hayata geçirmek zaruret arz etmektedir.

İki devletli çözüm formatını referans noktası olarak kabul etmek; eninde sonunda, en iyi ihtimalle, aynen Soğuk Savaş döneminde Güney Afrika’da bu devletçe sözümona siyahlar için kurulan bantustanlar örneğinde olduğu gibi, yalnızca kantonlardan (bantustanlar) oluşan ve sürdürülebilir olmaktan uzak bir devlet müsveddesine razı olmak demektir. Bundan sonraki süreçte, Filistinliler, self-determinasyon doktrini çerçevesinde Filistin topraklarında kendi devletlerini kurmak için BM içinde önce Güvenlik Konseyi’ni, bu mümkün olmazsa Genel Kurul’u harekete geçmeye zorlamalıdır.

Filistin’in uzun erimli bağımsızlık mücadelesi yolunda, uluslararası toplumun ihdas etmiş olduğu siyasi ve hukuki mekanizmaların etkin kullanımı yoluyla, uluslararası barış gücü askerlerinin Filistin coğrafyasına sevki, İsrail’e yönelik olarak kapsamlı ambargo uygulanması, siyonist güçlerin ve yerleşimcilerin tüm işgal edilmiş topraklardan çıkarılması, tüm Filistinli mültecilerin ana yurtlarına dönüş hakkının sağlanması, Filistin’in güvenli sınırlara sahip olması ve sürdürülebilir bir Filistin devletinin kurulması, işte belki de bu ‘Barış İçin Birleşme’ mekanizmasının da sağlayacağı katkıyla mümkün ve muhtemel olacaktır.”

“Eski Müslüman Şehirleri de Bugünün Frankfurt’u ve San Francisco’su Gibiydi”

Üç gün süren ve 6 panelde Türkiye’den ve uluslararası akademik camiadan 21 uzman ismi ağırlayan Geleceğin Müslüman Düşünürleri Forumu, Prof. Dr. Recep Şentürk ve Elshad Iskandarov’un kapanış konuşmalarıyla sona erdi.

Prof. Dr. Recep Şentürk, “Bu üniversitede yaptığımız her şey Müslüman düşünürler için” diyerek başladığı konuşmasında “açık medeniyet” çağına girdiğimizi vurgulayarak şunları söyledi: “Bu çağda, hızlı iletişim ve ulaşım döneminde medeniyetlerin birbirleriyle teması da başka bir boyuta geçmiş bulunuyor. Günümüzde duvarlar ortadan kalkmıştır. İnternet evinize girdiği andan itibaren gizliliğiniz ortadan kalkmış oluyor. Hepimizin, insanlık tarihindeki bu önemli değişimin farkında olması gerekiyor. Bugünkü toplantıyı ele alın. Yüzyıl önce böyle bir buluşmayı bu kadar kısa zamanda yapabilir miydik? Dünyanın çok farklı yerlerinden pek çok kişi üç günlüğüne uzakta bir ülkeye geliyor ve üç gün sonra geri dönüyor.”

İslam’ın başlangıcından bu yana tüm insanlık için açık medeniyet va’zettiğini ifade eden Prof. Dr. Şentürk, “Eski müslüman şehirleri de bugünün Frankfurt’u ve San Francisco’su gibiydi” dedi ve özetle şunları ekledi: “İslam medeniyeti ve felsefesi, Batıdaki idealist-materyalist keskin ayrılış gibi bir yol izlememiştir. “Çoklu yaklaşım” anlayışını benimsemiştir. Bugün, yeniden canlandırmamız gereken varlık felsefesi, İslam açık medeniyetinin sunduğu bu anlayıştır. İslam tüm ademoğulları içindir, sadece Müslümanlar için değil… İslam hakimiyeti altındaki eski Hindistan’da Budistlerin Müslümanlar ve Hristiyanlarla aynı haklara sahip olduğunu görmekteyiz.

Sosyal, politik, ekonomik ve etik açıdan bize miras kalan İslam medeniyetidir. Bu geleneği Üniversitemizde yeniden canlandırmak istiyoruz. Bu değerleri öğrencilerimize öğretmek istiyoruz. Bu noktada gençlerimizin öneminin farkındayız. Açık Medeniyet gazetemizde yayınladığımız ‘Fütüvvetname’, gençlerimiz için dikkat etmeleri gereken değerleri hatırlatıyor. Uğradığımız sosyal bellek yitiminin tedavisinde Fütüvvetname’de geçen uyarı ve tavsiyelerin önemli olabileceğini düşünüyorum. Fütüvvetname’yi ‘Gençliğin Anayasası’ olarak niteleyebiliriz. Listedeki ilk prensip, ‘herkesi kardeşiniz olarak düşünün’dür.”

“Buna benzer toplantıları yapmanız için her zaman sizi davet ediyoruz. Kendinizi bizim elçimiz gibi, Haldunî gibi düşünebilirsiniz” diyen Prof. Dr. Recep Şentürk, katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.