İbn Haldun Üniversitesi

İnsan Hakları Hukuku Eğitim Programı sona erdi

İbn Haldun Üniversitesi ile Yeryüzü Adalet ve İnsan Hakları Derneği (YAİDER) iş birliğiyle düzenlenen Sertifikalı İnsan Hakları Hukuku Eğitim Programı, İbn Haldun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk’ün “İnsan Hakları ve İslam Hukuku” konulu kapanış dersi ile sona erdi.

İslam hukukunda insan haklarının olup olmadığını, bu haklarının neler olduğunu ve nasıl tanımlandığını anlatarak konuşmasına başlayan Şentürk, Müslüman hukukçuların üçüncü nesil insan haklarına sağlayabileceği katkılar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“İslam’da insan hakları var mıdır, yok mudur?” sorusunun tartışmalı konulardan bir tanesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şentürk, “İslam’da insan hakları vardır diyenler var, yoktur diyenler var. Yoktur diyenlerin bir kısmı İslam karşıtı oryantalistler, bazı Batılı düşünürler ve yazarlar. İnsan haklarının Batıda ortaya çıktığını savunuyorlar. Dolayısıyla da İslam’da insan hakları diye bir şey yoktur olamaz diyorlar. Bir de dindar Müslümanlar var, bazı Selefiler gibi bazı radikal gruplar. Bunlar da İslam’da insan haklarının olmadığını söylüyorlar. İnsan hakları Batılı emperyalistlerin ürettiği bir şeydir, İslam’da böyle bir şey yoktur diyorlar.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Şentürk, ‘İslam’da insan hakları vardır’ diyen bir grup olduğunu, bunun grubun da Türkiye’deki Müslüman hukukçular olduğunu söyledi. Şentürk, “Türkiye dışındaki bölgelerde İslam’da insan haklarının olduğu konusunda ya ikircikli bir tavır ya da tamamen reddeden bir tavır var. Türkiye’den bu konuya itiraz eden bir İslam alimi veya İslam hukukçusu çıkmamıştır ve şu anda da yoktur.” dedi.

İnsan haklarının, insanlara sadece insan oldukları için tanınan haklar olduğunu söyleyen Şentürk, bu hakların vatandaşlık, cinsiyet, ırk, din, dil, kültürden değil, tamamen insan olmaktan kaynaklanan ve çiğnendiği zaman cezası olan haklar olduğunu belirtti.

“İslam hukukunda insan hakları konusunda iki ekol var”

İslam hukukunda yalnız insaniyetten kaynaklanan, insanlara sadece insan oldukları için verilen haklar konusunda iki ekol olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Şentürk, bunlardan birinin öncülüğünü Hanefi mezhebinin, diğerinin ise Şafii mezhebinin yaptığını, diğer mezheplerdeki alimlerin bir kısmının Hanefiler’in, bir kısmının ise Şafiiler’in yaklaşımını esas aldıklarını belirtti.

İnsan hakları konusunda Hanefi ve Şafii mezhebinin yaklaşımı hakkında bilgi veren Şentürk, “Ebu Hanife, ‘ismet ademiyetledir’ der. İsmet Arapça, hem fıkıh ilminde, hem kelam ilminde, hem de tasavvuf ilminde bir terimdir. ‘İsmet ademiyetledir’ demek, ademiyet vasfına sahip olan herkes dokunulmazlık hakkına sahiptir demektir. Diğer taraftan İmam Şafii diyor ki, ‘ismet yani dokunulmazlık hakkı imam veya eman ile elde edilir.’ Dokunulmazlık hakkına sahip olması için ya kişinin imanı olmuş olacak, ya da Müslüman olmasa bile İslam devletinin vatandaşı olmuş olacak. Şafii mezhebine göre eman, sadece ehli kitaba yani Hristiyan ve Yahudilere verilebilir. Burada iki tane farklı hukuk paradigması var. Bir tanesi evrensel diğeri sadece İslam devletinin ehli kitap olan vatandaşları ile sınırlı.” şeklinde konuştu.

“Hayat hakkı tüm hakların üzerindedir”

Prof. Dr. Şentürk hayat, mal, din, ırz ve namus, aile dokunulmazlığının temel dokunulmazlık ilkeleri olduğunu ve tüm bu ilkelere fıkıhta zaruri haklar anlamına gelen zaruriyat ismi verildiğini ifade etti. Şentürk, “Hayat, mal, din, ırz ve namus, aile dokunulmazlığı, temel dokunulmazlık ilkeleridir. Bunlara fıkıhta zaruriyyat deniliyor. Bir de bunlara külliyat, yani evrensel haklar deniliyor. Yine aynı şekilde hukuku’l ademiyyin ve ismetü’l ademiyyin deniliyor. Bu haklar arasında hayat hakkı tüm hakların üzerindedir. Herhangi bir hak hayat hakkı ile çelişirse, onun diğerlerini iptal etme gücü vardır. Hiçbir güç bu hakları ortadan kaldıramaz, sadece insanın kendi yaptığı hatalar kaldırabilir.” ifadelerini kullandı.

Prof. Şentürk, İslam hukuku, siyaseti, devlet sisteminin ademiyet temeline dayandığını, ademiyet temelli fıkhın, İslamiyet’i açık medeniyete dönüştürdüğünü söyledi.

Prof. Şentürk, “Müslüman hukukçular olarak bu konuda neler yapabiliriz, üçüncü nesil insan haklarına nasıl öncülük edebilir ve katkı sağlayabiliriz?” sorularına da yanıt verdi.

Osmanlı Devleti’nin çöküşüyle birlikte, ülkenin ademiyet temelli hukuk felsefesi ile ilişkisinin koptuğunu ve Batı’dan alınan bilgilerle hukuk kuralları oluşturulduğunu belirten Prof. Şentürk, yeni bir döneme girerek insan haklarına katkıda bulunulması gerektiğini, bunun için de gelenekler ile bağlantı kurulması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Şentürk, şöyle konuştu:

Osmanlı Devleti’nin çöküşüyle birlikte, ülkenin ademiyet temelli hukuk felsefesi ile bağı kopuyor ve Batı’dan tercüme etmeye başlıyoruz. Ben buna hukuki bağımlılık diyorum, insan hakları alanına geldiğimizde de insan hakları bağımlılığına düşüyoruz. Batılılar insan haklarını üretsinler ve bizim de haklarımızı korusunlar diyoruz. Artık yeni bir devreye girmemiz gerekiyor. Aktif olarak insan hakları söylemine katkıda bulunmamız lazım. Katkı yapmanın yolu geleneğimiz ile irtibat kurmak. Ebu Hanife, İmam Şafi, Ahmet Cevdet Paşa, 19. yy.’daki reformlarla ve fıkıh geleneğimizle beslenerek çok daha yeni fikirler üretebiliriz. Bugün önümüzde böyle bir vazife var.”

Prof. Dr. Recep Şentürk’ün kapanış dersinin ardından program katılımcıları ile hatıra fotoğrafı çekildi ve ardından katılımcılara sertifikaları dağıtıldı.