İbn Haldun Üniversitesi

Muharrem Ayı ve Ehl-i Beyt Üzerine Konuşuldu

Mütevelli Heyeti Başkanımız Prof. Dr. İrfan Gündüz, 8 Ekim Pazartesi günü Üniversitemizde düzenlenen “Muharrem Ayı ve Ehl-i Beyt” etkinliğinde konuştu. İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Murat Özel’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen programda Muharrem ilahileri de seslendirildi.

Söyleşinin başında Dr. Ahmet Murat Özel, Muharrem ayı yâdlarının ne kadar nazikâne bir yaklaşımla icra edilmesi gerektiğini, söyleşiye geçilmeden önce seslendirilen Kethüdâzâde Ârif Bey’in güftesinden hareketle açıkladı: “Ya Hüseyin, sana gülle dokunan ümmid eder mi mağfiret/ Gonca-i gülşenserây-ı Mustafâ’sın yâ Huseyn” (Sana gülle bile olsun eziyet eden bağışlanmayı ümit edebilir mi/ Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) gül bahçesinin goncasısın ya Hüseyin)

Prof. Dr. İrfan Gündüz, konuşmasının başında “iyi insanların anıldığı meclislere Rahmet-i İlahî yağar; kötülerin anıldığı meclislere ise lanet yağar.” hadisinin Hz. Mevlana tarafından şöyle yorumlandığını kaydetti: “Gökten yağacak rahmetin yağmur gibi yukardan yağmasını beklemeyin. Eğer kâmil bir insanı anlatıyorsanız, bu adamın düşünceleri, hayat tarzı, imanı, ihlası dinleyiciler nezdinde bir benimseme duygusu uyandırıyorsa, esas yağan o Rahmet-i İlahi budur. Ama bunun tam tersi, kötü insanları andığınız zaman da dinleyicilerin içinde o kötülere benzeme arzusu uyanıyor ve onlar gibi olmaya çalışıyorlarsa, lanetin yağması da budur.”

“Hz. Muhammed Sevgisini, O’nun Ehli Beyti’ne Olan Sevgiyi Gönüllerde Hep Diri Tutmaktır Görevimiz”

Hz. Peygamberin (sav) ciğerparesi, Hz. Ali (kv) ve Hz. Fatıma Validemizin canı-ciğeri Hz. Hüseyin’in ve 72 arkadaşının Kerbela çöllerinde 70 gün susuz bırakılarak şehadetinin yıldönümü vesilesiyle bu programın tertip edildiğini belirten Prof. Dr. Gündüz, bu olayın dehşetiyle empati kurulabilinirse, onların acısı hissedilebilirse, Muharrem ayının hangi manaya geldiğinin anlaşılabileceğini belirtti. Hicret’in 61. yılında bütün Müslümanların yüreklerini dağlayan bu hadisenin her zaman hatırlanacağını, anılacağını söyleyen Prof. Dr. Gündüz; Hz. Hüseyin Efendimizin acısını, Hz. Fatıma Validemizin yalnızlığını ta can evimizde duymamız gerektiğini ifade etti: “Ehl-i Beyt sevgimiz böyledir; o acıyı, yalnızlığı hissederek… Hayvanlar içinde bir tane cennetlik hayvan var. Hangisi? Ashab-ı Kehf’in Kıtmir’i. Niye? O köpek 300 sene Ashab-ı Kehf ile beraber olmuş. Beraber ola ola Kıtmir Ashab-ı Kehfleşmiş. Allah’ın Resulu’nun (sav) nesl-i necibini biz nasıl yok farz ederiz, ona nasıl düşmanlık besleriz? Kerbela hadisesinin siyasi tefrikaya, Şii-Sünni ihtilafına sebep olup da bizi birbirimize düşürmesine asla izin veremeyiz.

Kur’an’da şöyle buyurulur: ‘De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana ittibâ ediniz ki Allah Teala da sizi sevsin.’ İttibâ tâbi olmak değildir; ittiba aynîleşmek demektir. Her bir Müslüman Peygamber Efendimizle (sav) aynîleşecek. Kendi kişiliğini ve kimliğini eritecek, üsve-i hasene olan Hz. Peygamber kalıbına dökecek ve donduracak. Aynîleşmek dediğimiz budur. Ama bugün bazıları Hz. Peygamberi asker arkadaşı gibi telakki ediyor. Günümüzde ilahiyat fakültelerinde bile yapılan tezlerde ‘Allah celle celaluhu’ derseniz teziniz reddedilir, ‘Peygamber aleyhissalatu vesselam’ derseniz teziniz reddedilir. Halbuki din kutsal bir mekanizma üzerine kurulmuş; Allah’ı takdis edeceksiniz, yücelteceksiniz. Peygamberimizi de yücelteceksiniz. O yüzden Hz. Muhammed sevgisini, O’nun Ehli Beyti’ne olan sevgiyi gönüllerde hep diri tutmaktır görevimiz, ödevimiz.”

Ecdadımızın Anadolu’ya ayak bastıktan sonra Kabe’ye kadar yaya olarak hacca gidebildiğini, o yüzden Harem’in başlangıcının burası olduğunu söyleyen Prof. Dr. İrfan Gündüz, konuşmasına şöyle devam etti: “Anadolu toprağına abdestsiz ayak basmak edepsizliktir, burası Harem-i Şerif sayılır. Peki Harem-i Şerif’in sorumluluğu ne? İçinizden, kafanızdan, gönlünüzden geçenlerden başka yerde sorumlşu değilsiniz ama Harem-i Şerif’te sorumlusunuz. Müslümanlar birbirlerine karşı kelebek kanadı gibi zarif ve merhametli, küffara karşı da mermer kayalar gibi şedîd ve kuvvetli olmalıdır. Ama bugün bakıyoruz Müslümanlar küffara karşı kelebek kanadı gibi zarif ve merhametli, fakat kardeşlerine karşı çok şedîd ve acımasız davranıyor.”

“Muhabbet-i Nebi için vesileler ihdas etmişiz”

Söyleşinin son kısmında Dr. Ahmet Murat Özel de, geleneksel toplumumuzun gündelik hayat içerisinde çeşitli vesileler ihdas ederek, aslında sünnetten devşirerek, hayatını -maneviyatını güçlendirecek şekilde- organize ettiğini belirtti. Muharremiyyelerin, aşurenin bunun bir parçası olduğunu söyleyen Dr. Özel, konuşmasına şöyle devam etti: “İstanbul’da bir Osmanlı evinde aşure yapımıyla alakalı şöyle bir seremoninin olduğunu okudum: Evde aşure pişirildikten sonra evin büyüğünün önüne getiriliyor. O, Yasin okuyarak karıştırıyor onu. Sonra üzerine tülbent örtüyorlar. Biraz demlenmesinin ardından aşure ev halkına sırayla ikram ediliyor, herkes salavat getirerek aşure yiyor. Aslına aşure deyince altı üstü bir tatlıdan bahsediyoruz ama böyle vesileler ihdas ederek bunu bir muhabbet-i Nebi’ye çevirmiş milletimiz.”

Prof. Dr. İrfan Gündüz de bizim her adetimizin arkasında bir ayet olduğunu, hiçbir şeyin rastgele yerine getirilmediğini belirtti. Günümüzde Hz. Muhammed’in (sav) milletimizin gönlünden düşürülmek istendiğini vurgulayan Gündüz, bunun için muhabbet-i Nebi’ye götüren her olayın, her vesilenin önemli olduğunu; Muharrem ayı yâdları ve Muharrem ayı geleneklerinin muhabbet-i Nebi’ye götüren yolun önemli köşe taşları olduğunu ifade etti.

“Muharrem Ayı ve Ehl-i Beyt” konulu söyleşi, kıymetli hanende ve sazendelerin Muharrem ayı ilahilerini seslendirmesi ve aşure ikramıyla sona erdi.