Yedi Farklı Ülkeden 28 Seçkin Akademisyen, Farklı Açılardan Kanuni Sultan Süleyman ve Dönemini Anlattı


Süleymaniye Yerleşkemizin de bulunduğu Süleymaniye Külliyesi’nin banisi Kanuni Sultan Süleyman’ı ve onun dönemini farklı alanlarda daha iyi anlamak adına düzenlenen II. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu, 26-27 Eylül 2019 tarihlerinde Süleymaniye Yerleşkemizde bulunan İmaret binasında gerçekleştirildi. “Kanuni Sultan Süleyman ve Dönemi” üst başlığını taşıyan sempozyumda, 7 farklı ülkeden 28 seçkin akademisyen ve uzman tebliğ sundu.

“Süleymaniye Yerleşkemizde İki Kütüphane Kurmayı Planlıyoruz”

Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk, İbn Haldun Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği bu tür ilmî faaliyetlerle Süleymaniye Külliyesi’nde bulunan tarihî mekânların uzun bir aradan sonra tekrar aslî hüviyetinde kullanılıyor olmasının, Üniversitemiz açısından gurur verici olduğunu ifade etti. Osmanlı döneminde Süleymaniye medreselerinin en yüksek dereceli ilim merkezleri olup, dünyanın pek çok farklı noktasından ilim adamları için bir cazibe merkezi olduğunu hatırlatan Prof. Şentürk, Süleymaniye’yi tekrar bu seviyeye çıkarmaya dönük faaliyetlerin artarak sürdürüleceğini belirtti. Medreselerin Üniversitemize emanet edildiğini ve bu emanetin büyük bir mesuliyet yüklediğini söyleyen Prof. Şentürk, Süleymaniye Yerleşkemizde iki ihtisas ve referans kütüphanesi kurulacağını da sözlerine ekledi. Bu kütüphanelerin ilkinde Kanuni Sultan Süleyman, Ebussuud Efendi ve Mimar Sinan’a dair dünya dillerinde yazılmış tüm eserlerin toplanacağını, diğerinin ise ünlü Hadis âlimi merhum Mustafa el Azami’nin hatırasını yaşatmaya dönük olarak kurulacak Hadis Kütüphanesi olmasının planlandığını ifade etti. Prof. Dr. Recep Şentürk, Tarih Bölümü Başkanımız Prof. Dr. Halil Berktay ve Tarih Bölümü öğretim üyelerimiz Prof. Dr. Suraiya Faroqhi, Dr. Öğretim Üyesi Muhammed Fatih Çalışır, Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Şakir Yılmaz ile sempozyum organizasyonunun sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayan isimlere teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

“Süleymaniye Medreseleri Bundan Böyle Kanuni Dönemiyle İlgili Bir Referans Merkezi Olacak”

Sempozyumun selamlama konuşmalarından ilkini, Mütevelli Heyeti Başkan Vekilimiz Necmeddin Bilal Erdoğan yaptı. Sempozyum organizasyon heyetine teşekkür eden Erdoğan, tarihi medreselerin çoğunun bugün maalesef aslî misyonlarından uzak amaçlara hizmet ettiğini belirterek, bu anlamda Süleymaniye medreselerinde böyle bir toplantıyı yapıyor olmanın gurur verici olduğunu ifade etti. Sempozyumun Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle ilgili olduğunu hatırlatan Erdoğan, gelecek senelerde de devamı gelecek olan Süleymaniye sempozyumlarıyla birlikte düşünüldüğünde, bunun, artık Süleymaniye medreselerinin o dönemle ilgili bir referans merkezi olacağı anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.

“Bizim Medeniyet Anlayışımızda Durağanlığa Yer Yok”

Mütevelli Heyeti Başkanımız Prof. Dr. İrfan Gündüz de sempozyumun organizasyonunda yer alanlara teşekkür ederek, gelecek sene de farklı açılardan Süleymaniye Külliyesi ve Kanuni Sultan Süleyman döneminin konuşulmaya devam edeceğini ifade etti. Bizim medeniyet anlayışımızda durağanlığa, sabit kalmaya yer olmadığını hatırlatan Prof. Gündüz, Kanuni’den Karahisarî’ye, Mimar Sinan’dan Yahya Kemal’e birçok isim ve verilen eserde bu anlayışın izlerinin sürülebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Sempozyumun açılışında Prof. Dr. Halil Berktay ve Prof. Dr. Suraiya Faroqhi de birer selamlama konuşması yaptı. Konuşmasında İmparator V. Karl, I. Ferdinand, Fransa Kralı I. François ve II. Henri, İngiltere Kralı VIII. Henry gibi Kanuni’nin Batı dünyasındaki çağdaşları ile Kanuni’yi karşılaştıran Berktay, özellikle Fransa hükümdarı I. François ile iyi ilişkilerinden bahsetti. Prof. Faroqhi de Kanuni çağında Osmanlı hanedanı ve toplumsal hayatıyla, çağdaşı Babür hükümdarı Ekber Şah ve oğlu Cihangir dönemindeki Babür hanedanı ve toplumsal hayatını, tarihi örnekler ve o dönemlere ve coğrafyalara ait minyatürlerle anlattı.

Sempozyumun açılışında bir kitap tanıtım etkinliği de düzenlenerek, Suraiya Faroqhi’nin yeni çıkan “The Ottoman and Mughal Empires” başlıklı kitabı tanıtıldı.

“İlk Özgün Biyografik Eserler Kanuni Döneminde Kaleme Alındı”

II. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu’nun “Tarih Yazımı” başlıklı birinci oturumu, Prof. Dr. Halil Berktay’ın moderatörlüğünde, Birmingham Üniversitesi’nden (İngiltere) Rhoads Murphey, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nden Abdülkadir Özcan, Aix-Marseille Üniversitesi’nden (Fransa) Juliette Dumas ve İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nden Ertuğrul Ökten’in katılımlarıyla gerçekleştirildi. “Kanuni Dönemi Tarih Yazımı ve Kaynak Türlerinin Çeşitlenmesi” başlıklı sunumunda Özcan, tarihin önce yapıldığını, ardından yazıldığını belirterek, örneğin Osmanlı’nın kuruluş devrine ilişkin elimizde özgün kaynak olmayıp dönemi çağdaşı devletlerin tarihlerinden öğrendiğimi söyledi. Modern tarih yazımında menâkıbnâme ve destanlar gibi kaynakların ciddi bir eleştiri süzgecinden geçirilerek kullanıldığını aktaran konuşmacı, o döneme ilişkin kaynak yetersizliğinin özellikle resmi belgelerde göze çarptığını belirterek özetle şunları söyledi: “II. Murat devri, Türk milli kültürünün bir uyanış dönemi olarak da adlandırılabilir. Diğer konularda olduğu gibi tarih yazımı da İstanbul’un fethi ile kurumsallaşmıştır diyebiliriz. Osmanlı tarih-yazıcılığının altın çağı ise II. Bayezıd devri olup, padişah tarih yazımına özel önem vererek Kemalpaşazâde ve İdris-i Bitlisî’ye tarih yazma görevi vermiştir.”

Kanuni döneminin öne çıkan tarih yazıcıları arasında Matrakçı Nasuh’a ayrı bir parantez açan Abdülkadir Özcan, Osmanlı tarihçilerinin ya ilmiyeden ya da bürokrat kesiminden çıktığının altını çizdi. Kanuni’nin her seferi için birçok sefername kaleme alındığını da sözlerine ekleyen konuşmacı, ayrıca Fatih döneminde ortaya çıkan şehnâmeciliğin Kanuni dönemiyle zirveye çıktığını da ifade etti. Bu dönemde ulema biyografileri gibi ilk özgün biyografik eserlerin kaleme alındığı bilgisini de verdi.

“Ulema Çalışmalarında Metot Arayışları: Kanuni Dönemine Bir Bakış” başlıklı tebliğinde Ertuğrul Ökten ise, Kanuni döneminin kültürel ve entelektüel aktivitenin geliştiği bir dönem olmasına karşın, eser üretimine bakıldığında söz konusu dönemde belirgin bir sıçrayışın gerçekleşmediğinin görüldüğünü söyledi. Ayrıca, oturumun diğer konuşmacıları olan Rhoads Murphey, Osmanlı tarih yazımının arkasındaki itici güç olarak Kanuni’nin saltanatının ilk yıllarını ele alırken; Juliette Dumas, tebliğinde Osmanlı kroniklerinde Kanuni Sultan Süleyman ailesi hakkında çeşitli bilgiler verdi.

Kanuni Dönemi Osmanlı’sının Dünya Devletleriyle İlişkileri

Prof. Dr. Suraiya Faroqhi’nin yöneticiliğini yaptığı 2. oturumun konusu “Küresel Tarih” idi. Tebliğ sunan isimlerden St. Andrews Üniversitesi’nden (İngiltere) Andrew Peacock, Firâkî’nin Saadetname’sinden hareketle Kanu dönemi Osmanlı’sının emperyal hedeflerinden; Jawaharlal Nehru Üniversitesi’nden (Hindistan) Najaf Haider, 16. yy.’da Osmanlı-Babür devletleri arasındaki ticari ilişkileri ve San Francisco Üniversitesi’nden (ABD) Taymiya R. Zaman ise Osmanlı’nın İspanya ve Batı dünyasıyla ilişkilerini ele aldı.

Haider, tebliğinde fetihlerle Hint ticaret yolunda önemli bir Osmanlı hakimiyet alanı oluştuğunu, bu çerçevede Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ve Halep’in çok yoğun ticari faaliyet yürütülen ciddi merkezler olarak öne çıktığını belirtti. Venediklilerin ticaret noktalarını Şam’dan Halep’e kaydırdıklarından bahseden Haider, Basra’dan yola çıkan her bir kervanın, Osmanlı askerlerinin eşliğinde Hürmüz’den gelen malları taşıyan beş ila altı bin Hint, Arap, İran, Ermeni ve Türk tüccardan oluştuğunu kaydetti. Najaf Haider başlıca kervan yolları ve rotalarından da bahsetti.

“1524’ten Sonra Halifelik, Cihanşümûlluğu da Kapsayan Bir Ünvana Dönüştü”

Oturum başkanlığını Abdülkadir Özcan’ın yaptığı 3. oturumda Kanuni döneminde siyasi tarih tartışıldı. İstanbul 29 Mayıs Üniveristesi’nden Feridun Emecen, “Sultan Süleyman ve Hilafet: 1524” başlıklı tebliğinde Abbasi hanedanına mensup son halife olan III. Mütevekkil’in hilafet haklarını Yavuz Sultan Selim’e teslimi konusundaki bazı tarihi anlatılardan bahsederek, “acaba Yavuz, Memluklerde olduğu gibi Abbasi halifesini himayesi altına almak istemiş olabilir mi” sorusunu sordu. Hilafete dair kullanılan ünvanların belirli bir siyasi geleneğin tezahürü olduğunu aktaran Emecen, Yavuz’un da halifeliği himayesi altına almasının bu geleneğin bir tezahürü olduğunu söyledi. Mısır’ın fethinden çok sonra, 5 Haziran 1524’te gerçekleşen Ulema meclisinden bahseden Emecen, asıl bu tarihten sonra yazılan eserler ve resmi yazışmalarda Sultan Süleyman’ın halifeliğine dair bahislerin çoğaldığını ve halifeliğin cihanşümûlluğu da kapsayan bir ünvana dönüştüğünü kaydetti.

İbn Haldun Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Şakir Yılmaz, “Gazzali ve Osmanlı Siyaseti: Nasihatü’l-Mülûk’un Kanuni Döneminde Gerçekleşen Tercümeleri” başlıklı sunumunda Gazali’nin Osmanlı Türkçesine en çok tercüme edilen eserinin Nasihatü’l-Mülûk olduğunu belirterek, bu tercümelerin önemli bir kısmının devlet adamı ve sultanların himayesinde gerçekleştirildiği bilgisini verdi. Bu tercüme yoğunluğunun dönemin siyasi gündemi ve olaylarıyla doğru orantılı olduğunu ve tercümelerdeki bahislerin dönemin siyasi gündemiyle örtüştüğünü söyleyen Yılmaz, bu çerçevede söz konusu dönemde gerçekleşen önemli olayları hatırlatarak çevirilerin özelliklerinden bahsetti.

Oturumda George Mason Üniversitesi’nden Hüseyin Yılmaz, gelecek vizyonu ve devlet-i ebed müddet kavramı üzerine bir tebliğ sunarken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Mustafa Öksüz, Kanuni döneminde Kudüs sancağına dair bir sunum yaptı.

Dördüncü Oturumda Çeşitli Açılardan Kanuni Döneminde Sosyal Tarih Konuşuldu

II. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu’nda birinci günün son oturumu, Feridun Emecen’in yöneticiliğinde gerçekleştirildi. Tarih Bölümü öğretim üyemiz Prof. Dr. Suraiya Faroqhi, 1550’lerin Üsküdar’ında kaçak köleler ve giyim tarzları üzerine bir sunum yaparken, Hacettepe Üniversitesi’nden Evgenia Kermeli “Kanuni Devrinde Hristiyan Osmanlı Tebaası” başlıklı bir tebliğ sundu. Faroqhi, İstanbul’dan kaçmaya çalışanlar ile diğer yerlerden İstanbul’a geçmeye çalışan kaçaklar için Üsküdar’ın bir geçiş noktası olduğunu belirtti. Osmanlı’da farklı toplumsal kesimlerin farklı kıyafetler giydiğinden söz eden Faroqhi, aynı zamanda belirli statüye sahip insanların farklı statülerin göstergesi kıyafetleri giymelerinin de yasaklandığı bir toplumsal düzen olduğunu kaydetti. Ardından “kaçak köle” anlamına gelen “abd-i âbık”lardan ve bu kölelerin tutulduğu yerlerin özellikleri ile kölelerin giyim-kuşamlarından söz etti.

“Bir Cinayetin Ardından: Bursa Kadı Mahkemesinde Çingeneler, Suç ve Töhmet” başlıklı bir tebliğ sunan Düzce Üniversitesi’nden Fırat Yaşa, Kanuni’nin son dönemlerinde Bursa’da meydana gelen bir cinayet vakasına mercek tutarak, çingenelerin toplumsal konumundan bahsetti. İncelediği söz konusu kadı defterinden hareketle 1560 yılı Bursa’sında kaotik bir ortamın varlığından söz eden Yaşa, dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Osmanlı topraklarında da her türlü musibetin çingenelerle birlikte anılageldiğini ifade etti. Göçebe bir hayat süren çingenelerin bir kısmının devlet kademelerinde iş verilmek suretiyle suçtan uzak tutulmaya çalışıldığının altını çizen Yaşa, toplumun farklı kesimlerinden insanların da suç işlemesine rağmen birer olağan şüpheli olarak çingenelerin daha fazla töhmet altında kaldığı değerlendirmesinde bulundu. Ancak kadı defterlerinde, kötü intibalarına rağmen, bazı çingenelerin sözlerine itibar edilmesinin, Osmanlı adalet sisteminin önemli bir özelliğini yansıttığını aktardı.

“Okçuzâde, Celâlzâde’nin Selimnâme’sine Dair Risalesinde Eleştirel Okumanın Güzel Bir Örneğini Sergiliyor”

II. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu’nda 27 Eylül Cuma günü 4 oturum gerçekleştirildi. Kanuni devrinde edebiyat adamları, mahfilleri ve eserlerinin konuşulduğu 5. oturumun moderatörlüğünü Zeynep Tarım yaptı. İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Sadık Yazar, “Okçuzade Mehmed Şâhî’nin Kanuni Devri Münşisi Celâlzâde Mustafa Çelebi’nin İnşasına Yönelik Tenkitlerinin Değerlendirilmesi” konulu tebliğinde, Osmanlı dönemi münşilerinin en önde gelenleri arasında yer alan Celâlzâde’nin, aynı zamanda Osmanlı’nın en ünlü nişancıları arasında yer aldığını kaydetti. Okçuzâde’nin Celâlzâde’ye ait Selimnâme’yi okuduğunu ve söz konusu eseri eleştirisinde eleştirel okumanın güzel bir örneğini sergilediğini kaydeden Yazar, Selimnâme’nin, gelenekte kendini inşâ metni olarak kabul ettirmiş örneğin Âşık Paşa’nın Meşâirü’ş-şuarâ’sı gibi metinlerdeki özelliklerin pek çoğunu barındırmadığını söyledi. Okçuzâde’nin, Selimnâme’yi hem nazım hem nesir olarak zayıf bulduğunu aktaran Sadık Yazar, Okçuzâde’nin diğer tenkitlerine de özetle yer verdi.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Fatih Bayram da, “Kanuni’ye Süleymanname Takdim Etme Uğraşında Bursalı Bir Derviş: Mehemmed İbn-i Ahmed Eş-Şevkî” başlıklı tebliğinde, Bursalı Lâmi’i Çelebi’nin Nefehâtü’l-Üns tercümesini Belgrad’ı fetheden orduya ithaf etmesinin, yeni sultanın Osmanlı’nın ilk başkentindeki sufi çevrelerde iyi karşılandığı izlenimini doğurduğunu, Lâmi’i Çelebi kadar tanınmamış olsa da Bursa’da başka bir dervişin de, Sultan Süleyman’a bir eser ithaf etme uğraşında olduğunu kaydetti. Bayram’a göre, Âşık Çelebi’nin ifadesiyle, Bursa’da “şu’arâ tekyesinin ihtiyarı” olan Şevkî, Firdevsî-i Rûmî’nin Süleymannâmesi’ni özetleyip Kanuni’ye takdim etme çabasına girişmişti. Şevkî’nin en orijinal yönünün, menkıbelerin arasına serpiştirdiği kendi şiirleri olduğunu söyleyen Fatih Bayram, bu şiirler sayesinde Bursa’daki edebiyat muhiti ve dönemin dili hakkında fikir edinmenin mümkün olduğunu belirtip, Şevkî’nin eserlerinin içeriği ve üslûbunu dönemin diğer menâkıbnâmeleriyle karşılaştırdı.

Bu oturumda Münih Bundeswehr Üniversitesi’nden (Almanya) Christiane Czygan da Muhibbî Divanı’nda yer alan ve Hürrem Sultan’a yazılan şiirlerden örnekler vererek özelliklerini anlattı.

“Kitap Sanatları Açısından Süleymannâme, Süleymaniye Külliyesi Kadar Önemli Bir Eser”

Sempozyumun “Sanat” başlıklı altıncı oturumunun yöneticiliğini Andrew Peacock üstlendi. Bu oturumda “Sultan Süleyman Dönemi Minyatürleri ve Nakkaşları Üzerine Bazı Gözlemler” konulu bir tebliğ sunan İstanbul Üniversitesi’nden Zeynep Tarım, “çağları aşan bir Sultan Süleyman imgesinin oluşmasında, minyatürlerin ve tasvirlerin büyük payı var. Minyatürlerden hareketle bir Sultan Süleyman biyografisi yazmak dahi mümkün” değerlendirmesinde bulundu. Sunumunda İstanbul’daki nakışhanede üretilen eserlere yoğunlaşarak, örnekler üzerinden açıklamalarda bulunan Tarım, Süleymannâme ile Süleymaniye Külliyesi’nin hemen hemen aynı tarihlerde bitirildiğini hatırlatarak, kitap sanatları açısından Süleymannâme’nin Süleymaniye Külliyesi kadar önemli bir eser olduğunu söyledi. Çeşitli kaynaklarda, Çaldıran Zaferi’nden sonra Yavuz Sultan Selim’in İran topraklarından 1000 kadar sanatçıyı İstanbul’a getirdiği bilgisine yer verildiğini aktaran Zeynep Tarım, fakat ganimet defterine göre bu sayının -sadece eserleri getirilenler de dâhil- 100’ü bulmayacağını dile getirdi. Zeynep Tarım, çeşitli eserlerinden örnekler vererek, “Kanuni döneminin kanaatimce en önemli sanatkârı Mehmed b. Sinan’dır” deyip konuşmasını sonlandırdı.

İstanbul Üniversitesi’nden Hilal Kazan da altıncı oturumda, “Kanuni Sultan Süleyman’ın Süleymaniye Camii İçin Yazdırdığı Bazı Mushaflar” başlıklı bir tebliğ sundu. Döneminde isimleri çeşitli tarihi vesikalarda kayıtlı 10’larca ismin bizzat Kanuni Sultan Süleyman tarafından Süleymaniye Camii için Mushaf yazmakla görevlendirildiğini kaydetti. Bazıları birden fazla Mushaf yazmakla görevli bu isimlerin istinsah ettiği Mushafların ancak 23’ünün teslim edildiğinin görüldüğünü de ekleyen Kazan, bunların 15’inin halen Türk İslam Eserleri Müzesi envanterine kayıtlı olduğunu belirtti.

Bonn Üniversitesi’nden (Almanya) Hedda Reindl-Kiel de oturumda masraf kayıtlarından hareketle Sultan Süleyman’ın gündelik hayatına dair bazı bilgilendirmelerde bulundu.

“1560’ta Cerbe Kalesi’nin Fethiyle, Osmanlı Nerdeyse Hiç Kayıp Vermeden İspanya’yı Akdeniz’den Sildi; Ancak…”

II. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu’nun yedinci oturumunda Kanuni Dönemi’ne ilişkin askeri tarih ele alındı. Moderatörlüğünü Rhoads Murphey’nin yaptığı oturumda Kırklareli Üniversitesi’nden H. Serdar Tabakoğlu, “İspanyol Arşiv Belgelerine Göre 1565 Malta Kuşatması” konulu bir sunum yaptı. 1565 Malta Seferi’nin, 16. yy. Osmanlı-İspanya rekabeti bağlamında ele alınması gerektiğini söyleyen Tabakoğlu, bu anlamda 1560’ta Cerbe Kalesi’nin fethiyle, Osmanlı’nın nerdeyse hiç kayıp vermeden İspanya’yı Akdeniz’den sildiğini, Cerbe’den sonraki 10 yıl boyunca İspanya’nın adeta İnebahtı hazırlığı yaptığını kaydetti. İspanya askeri çevrelerinde bu zamana kadar “Osmanlı bizden neden üstün” sorusuna cevap arandığını söyleyen Tabakoğlu, 5 Aralık 1564, 10 Aralık 1564 ve 17 Aralık 1564 tarihli üç İspanyol istihbarat raporundan detaylı olarak bahsetti. Bu istihbarî raporlarda Osmanlı devlet katındaki ve donanmasındaki Malta Kuşatması hazırlıklarından bahsedildiğini söyleyen konuşmacı, bu raporlardan hareketle başarılı bir şekilde Malta’da İspanyol yardım harekâtının yürütüldüğünü, İspanyol bir donanma komutanının bu yardım harekâtını, “Türklerin denizde aldığı ilk darbe” olarak yorumlandığını da sözlerine ekledi.

Bu oturumun bir diğer konuşmacısı, Bilkent Üniversitesi’nden Nida Nebahat Nalçacı idi. “Osmanlıların fetihlerinden sonra Papalık sadece bir takım kardinalliklerini kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda Anadolu’daki istihbarat ağının da önemli bir kısmını kaybetti. Örneğin 1453 yılına kadar İstanbul Kardinalinden düzenli ve kolaylıkla rapor alınabilirken sonraki yıllardan Sacra Congregatio de Propaganda Fide’nin 1622’de kuruluşuna kadar bu giderek zorlaştı.” diyen Nalçacı, 16. yy’a gelindiğinde Vatikan’ın artık ya çeşitli sebeplerle Vatikan ile bağı olan ve Osmanlılar hakkında bilgi sahibi olanların raporları ile yetindiğini ya da pek çok Avrupa ülkesi gibi Venedik’ten bilgi satın aldığını sözlerine ekledi.

7. oturumda Fransa Sosyal Bilimler Yüksek Okulu’ndan Nicolas Vatin, Barbaros Hayreddin Paşa üzerine konuşurken; Sadık Müfit Bilge, “Padişah ve Şah Arasında: Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Osmanlı – Gürcü İlişkileri” başlıklı bir tebliğ sundu.

“1523’ten Sonra ‘Kul’ Taifesinden Gelen Yerli Vezirler Devlet Katında Görev Aldı”

II. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu’nun sekizinci ve son oturumunda, Hüseyin Yılmaz’ın oturum yöneticiliğinde “Kurumsal Tarih” konuşuldu. Bu oturumda “Kanuni Sultan Süleyman Döneminde İhtisab Yönetimi ve Uygulamaları” başlıklı bir tebliğ sunan Özyeğin Üniversitesi’nden İklil Selçuk, Osmanlı ihtisab yönetiminin ayırt edici özellikleri üzerinde durdu. Hisbe teşkilatının, “emr-i bi’l maruf nehy-i ani’l münker” anlayışı üzerine kurulu olduğunu hatırlatan Selçuk, ihtisab kanunnamelerine göre Osmanlı muhtesibinin görevleri ve gelir kaynaklarına değindi. İlk Osmanlı ihtisab kanununun Fatih devrinde yayınlandığını belirten İklil Selçuk, ilerleyen dönemlerde ihtiyaçlara göre yeniden şekillendirilip genişletildiğini aktardı. Örneğin Kanuni döneminde yayınlanan umumi ihtisab kanunnamelerinde adı geçen esnaf ve emtia listesinin oldukça çeşitli ve geniş olduğunu belirten konuşmacı, fütüvvet ve hisbe prensipleri arasındaki paralelliklerden de bahsetti.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden M. Zahit Atçıl, Osmanlı vezirlerini incelediği tebliğinde, Osmanlı’da 1453’e kadar “ulema” vezirlerin, 1453-1523 yılları arasında Bizanslı ya da Balkan kökenli vezirlerin, 1523’ten sonra ise “kul” taifesinden gelen yerli vezirlerin devlet katında görev aldıklarını belirtti. Ulema vezirlerin kozmopolit bir dünyaya ait olup, o dönem Osmanlı coğrafyası dışında, örneğin Mısır, Konya gibi yerlerde eğitim gördüklerini söyleyen Atçıl, İstanbul’un fethiyle aristokrat vezirlerin devlet kademesinde görüldüğünü, Bizans ve Balkan aristokrat ailelerin çocuklarının vezirlik makamına getirildiğini, bunun bir nebze Balkanlardaki genişlemeyle açıklanabileceğini söyledi. Örneğin 1499-1501 yıllarında sadrazamlık yapan Mesih Paşa’nın, son Bizans imparatorunun yeğeni olup, farzımuhal Bizans devam etseydi, Mesih Paşa’yı Bizans imparatoru olarak görebileceğimizi de sözlerine ekledi. Bu örnekten hareketle, “Osmanlı fetihleri gerçekleşmemiş olsaydı, bu aristokrat isimleri bulundukları coğrafyalarda yine birer yönetici olarak görebilirdik” diyen konuşmacı, özellikle Kanuni dönemiyle birlikte, başa getirilen vezirlerin “kul” yani yerli olduklarını düşündüğünü belirterek şunları kaydetti: “Herhangi bir soylu geçmişleri olmayan bu vezirler, Osmanlı eğitim sisteminden geçen, kariyer basamaklarını çıkarak sadrazamlığa kadar yükselen, kariyerleri sadece ve sadece Osmanlı kurumlarında şekillenen isimler…”

Son oturumun bir diğer konuşmacısı Pamukkale Üniversitesi’nden Yasemin Beyazıt idi. “Kanuni Sultan Süleyman Devri’nde Bürokratik Uzmanlaşma ve İlmiye Mesleği” başlıklı tebliğinde Beyazıt, Kanuni döneminde imparatorlukta gerçekleşmekte olan bürokratik uzmanlaşmanın önemli bir ayağını ilmiye bürokrasisinin oluşturduğunu söyleyerek, bu dönemde Ebussuud Efendi’nin ilmiye bürokrasisinde etkili olduğu örneğin mülazemet sistemi gibi hususları sıralayıp ayrıntılı olarak açıkladı. Bu oturumda İstanbul Üniversitesi’nden Seyfullah Aslan ise, “Tuna Donanması’nın Kuruluşu Meselesi: Kanuni Sultan Süleyman Devrinden İtibaren Teşebbüsler ve Değişim” başlıklı bir tebliğ sundu.

Sempozyum Edirne Gezisiyle Son Buldu

II. Uluslararası Süleymaniye Sempozyumu, yurt içinden ve yurt dışından davet edilerek tebliğ sunan akademisyenlerin katıldığı ve Prof. Dr. Suraiya Faroqhi’nin rehberliğinde gerçekleştirilen Edirne Gezisi ile son buldu.

Sempozyumda sunulan tüm tebliğlerin ilerleyen dönemde kitaplaştırılması planlanıyor.

 

 

Yıldız (*) işareti olan alanlar zorunludur