İbn Haldun Üniversitesi

Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi Kazananları Belli Oldu!

Bu sene 3.’sünü düzenleyeceğimiz Geleceğim Sosyal Bilimler Zirvesi’ne katılmaya hak kazanan üniversite adayları belli oldu.

Ülkemizin dört bir yanından üniversite tercih aşamasında olan 300 üniversite adayının katılacağı Zirve kapsamında, katılımcılar, 107 farklı atölye dersi ile ilgilendikleri alana dair etkileşimli ve uygulamalı bir eğitim görecekler.Zirve, 20-21-22 Temmuz tarihlerinde Başakşehir Yerleşkemizde gerçekleştirilecek.

Katılımcılar Zirve kapsamında düzenlenen söyleşilerde de T.C. Gençlik ve Spor Bakanı M. Muharrem Kasapoğlu, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Erişah Arıcan, CNN Türk Genel Müdürü Bora Bayraktar gibi duayen isimlerin tecrübe ve birikimlerinden istifade etme fırsatı bulabilecekler.

Yoğun ilgi gösterilen Zirve’ye katılmaya hak kazanan şanslı üniversite adayları şu şekilde:

 

ABDÜLKADİR KÖMÜ FARUK EMRE BARLAK MUSTAFA ARICAN
ABDULLAH EMİN SARAÇOĞLU FARUK SARTIK MUSTAFA CANER YALÇIN
ABDULLAH VELİ UÇAR FATİH ODABAŞI MUSTAFA MİRAÇ BACACI
AFİTAB ÖZDEMİR FATIMATÜL ZEHRA VADİL MUSTAFA TALHA TEKİN
AFRA NUR ULUSOY FATMA ACAT MUTTALİP KEKİLLİ
AHMET FATİH SARIKAYA FATMA ARGUN MÜZEYYEN BESTE DEMİR
AHMET KERİM ARTUK FATMA BALKAN NAGİHAN İSKENDER
AHMET TALHA TÜRK FATMA DÜZEL NAGİHAN KARACA
AHMET UĞUR KONYALIOĞLU FATMA ELİF ŞİMŞEK NESİBE YAĞDIRAN
AHMET YUSUF DAŞTAN FATMA İNAN NİDA ERDOĞAN
AHSEN AFİFE KARATAŞ FATMA NUR UYAR NİDANUR YILMAZ
ALİ HAYDAR ÇELİK FATMA SENA TİRYAKİ NUMAN BÜLBÜL
ALİME KABA FATMA ZEHRA KABARIK NURAY ORUK
ALPEREN GENÇ FEYZA NUR KARACA NURSELİN ERYİĞİT
ALPEREN KÖSE FİDE ŞENEL OĞUZHAN MURAT
ANAKIZ İCLAL UĞUZ FURKAN DOĞUKAN KESGİN OĞUZHAN YANGIN
ARDA AKSEL FURKAN YURTYAPAN ÖMER ALİ ERBAŞ
ARDAHAN ÖZTÜRK GAMZE NUR YILDIZ ÖMER FARUK BÜYÜKARSLAN
ARİF KIRAÇ GAMZE SEMA TEMİRTAŞ ÖMER FARUK SEZGİN
ARZU SAVRUK GÖKSEL MORAL ÖMER KÜÇÜK
ARZUM CEREN KOCABIYIK GÜLBEN KELEŞOĞLU ÖMER SALİM ARSLAN
ASUDE ERSAL GÜLBEN ŞAHİN ÖMER TARIK TÜRK
ASUDE ZEYNEP ERBAY GÜLFEM ÖZTÜRK OSMAN BAŞAK
ASYA NİL YEŞİL HALİT KÖKTAŞ OSMAN ŞAHİN
AYBÜKE GÜL HALİT UÇAR ÖZLEM YÜKSEL
AYFER DOĞAN HAMZA GÖRKEM ŞAHAN ÖZNUR ALİDAN
AYŞE BEGÜM ZEYBEK HANİFE BEYZA ÇOBAN RABİA ESMA SAKARYA
AYŞE BEYZAGÜL DÖNMEZ HANİFENUR YAMAN RABİA KAHRAMAN
AYŞE EZİK HANNENUR AÇIKGÖZ RABİA TOPRAK
AYŞE MİHRİBAN UĞUZ HASAN CAN AYVAZ RIDVAN MUTLU
AYŞE NUR ÇELİK HASAN EREN BAŞOCAK RUMEYSA GENÇ
AYŞE NUR TATAR HASAN MERT KÖKEN RUMEYSA GÜLŞAH ÖZER
AYŞE NUR TOPCU HATİCE CEREN TIRIŞ RÜMEYSA YEME
AYSİMA AYSIN İNAN HATİCE KÜBRA KORKMAZ SABRİ HAKAN DEMİRBAŞ
BEDİHA ERKİ HATİCE NUR ERİM SAFURE EDA TURHAN
BEGÜM BERRA ESER HATİCE SARE DAĞLI SALİH CAN ALAN
BERAT NACİ SAĞLAM HATİCE ZEHRA BÜLBÜL SALİH YUSUF SEVEN
BERHAN ÖZDEMİR HAVVA NUR AKSOY SEDA NUR MERCAN
BERKAY YAĞCI HAVVA NUR AKYILDIZ SEDANUR KULAÇ
BERRA NUR OKUMUŞ HAVVA NUR AYDIN SEFA NİYAZİ BİNİCİ
BERRA SULTAN KILLI HAVVANUR SEPETÇİ SEFA NUR ÇOLAK
BETÜL ARIÇ HAYRİYE ÖZKÖK SEFA ÖZTÜRK
BETÜL ATASEVER HAYRUNNİSA AYÇEKEN SELİN İLKE BAL
BETÜL ÇAKIR HİCRET YÜCEL SEMA NUR GÜLER
BEYDA KARADAĞ HİLAL AYBÜKE KILIÇ SEMA NUR SAVAŞ
BEYZA AZİZ HÜMEYRA ŞEVVAL ALADAĞ SENA ARSLAN
BEYZA NUR ÇETİN İBRAHİM GÜLŞEN SENANUR BİLGİN
BEYZA NUR KARATOSUN İBRAHİM HALİL KANDEMİR SENANUR ŞAHİN
BEYZA NUR YÜKSEL İBRAHİM ÖZTÜRK SERENAY ÖZTÜRK
BEYZA TEMİZ İKBAL DEMİR ŞERİFE BETÜL KILIÇ
BEYZANUR BİLGİN İLAYDA GACAL ŞERİFE BEYZA AĞILKAYA
BİRSEN KATIRCI İLKER FURKAN AKTAŞ SEVDE GÜL EKİCİ
BULUT GÜNER İREM KARLIKLI ŞEVVAL ÇAKICI
BURAK ÇETİNKAYA İREM ÖZDEMİR ŞEVVAL DERE
BURAK SELİM ALİREİSOĞLU İREM ŞURA ARSLAN ŞEVVAL KARAGÜR
BURAK UZUN İREM YILDIZ ŞEVVAL ÖZ
BURCU GÜNGÖR İSMAİL ARSLAN ŞEVVAL SUDE YÜKSEL
BUSE DOĞAN İSMAİL CENK AKSOY ŞEYMA ATEŞ
BUSE NUR ÇAM İSMAİL ERCAN SOLAK ŞEYMA ÇIRAKOĞLU
BUSE PALTA İSMET CAN ERTUNÇ ŞEYMA GÜRCAN
BÜŞRA GÖKCE KADER ÇOBAN ŞEYMANUR BAYRAKTAR
BÜŞRA İÇEL KADİR GÜNEŞ SUDE LADİKLİ
CAHİT EYÜBOĞLU KADRİYE GÜLSOY SUDE NUR DÖKMECİ
CANER AKCAN KARDELEN İREM YAZICI ŞUEDA ÖZCAN
CELALEDDİN MEHMED AKİF BALCI KARDELEN TUTKU YAZKAÇ SULTAN ŞİMŞEK
CEM ŞAHİN KEMAL AKSU SÜMEYYE BETÜL BİLGİR
CEMRE KÜÇÜK KEMALCAN ER SÜMEYYE ŞAHİNKAYA
CENKAY UYAN KÜBRA GÖKTAŞ TAHSİN MELİH GÜMÜŞ
CİHAN YILMAZ ACUNER KÜBRA KARAGÜZEL TUANA KAYA
DİLA CAN LOKMAN KÖSEOĞLU TUĞBA NUR UŞTU
DİLRUBA MALKOÇ MAHMUT DUYSAK TUĞÇE GÜNAY
DOĞUKAN GÜL MAHSUM BAŞ TUĞÇE NİSA AKKOÇ
DOĞUKAN TEZCAN MEHMED AKİF ÖZATA TUĞÇE TOPÇU
EBRAR ÇALBAY MEHMET ALİ SAMUR TÜLAY AKBAŞ
ECEM MELEK SAĞLAM MEHMET ALİ YILMAZ ÜSAME BARIŞ BARÇİN
EDANUR GICIR MELEK AKÇAY UTKU AYAN
EDANUR KULAÇ MELİKE ASLAN YAĞMUR DİLARA EFE
EDANUR KURU MELİKE FEYZA BEYHAN YAREN GÜL YİĞİT
ELİF KAHRAMAN MELİKE KABAKOĞLU YAREN ÖZÇELİK
ELİF KARAMAN MELİKE ÖZDEMİR YASEMİN ÇARGIT
ELİF ÖZLEM CEBECİ MELİKE YÖRÜK YASİN ERÇETİN
ELİF SELİNAY ALTINSOY MELİS KÖKSAL YÜKSEL FURKAN DENİZLER
ELİF SERİN MERVE KELOĞULLARI YUNUS İBRAHİM ÖZDEMİR
ELİF YAREN YILDIZ MERVE ŞEKER YUSUF ENES KARAMAN
EMİNE BEYZA KAHRAMAN MERYEM BETÜL KASAPOĞLU YUSUF HAKTAN YILDIRIM
EMİNE SENA ÇALMAZ MERYEM ELİF ÖZTOP ZEHRA KASAPOĞLU
EMİR MİRZA ÇİMEN MİHRİBAN DİLRUBA BALYER ZEHRA NUR TERZİ
EMİRHAN EKEN MİHRİŞAH KAYA ZEKİYE ALTUN
EMRE CÖMERT MÜCTEBA SİNAN YILDIRIM ZELİHA KAYA
EMRECAN ÇETİN MUHAMMED BİLAL KOŞAR ZEYNEP ACAR
ENES ÖZBAKIR MUHAMMED FATİH ALTUNTAŞ ZEYNEP ÇELİK
ENİSE AKÇİN MUHAMMED İKBAL BOZDEMİR ZEYNEP DİLARA ÇAVUŞOĞLU
ERKAM SALİH BÜYÜKDİNÇ MUHAMMED SAİD AKCA ZEYNEP ESRA YILMAZ
ESLEM RANA TARI MUHAMMED TALHA ÇAKAR ZEYNEP GÜLTEKİN
ESMA ŞİMŞEK MUHAMMET CÜNEYT SÖYLEMEZ ZEYNEP KILIÇ
ESRA DÖŞ MUHAMMET GERLEGİZ ZEYNEP MORKOÇ
ESRA SAVAŞ MUHAMMET TAHA ERTÜRK ZEYNEP SUDE ALVER
EŞREF HAKAN OK MUHAMMET TALHA LALE ZEYNEP SUDE DUMAN
EYLEM BUKET GÖRGÜLÜ MUSAB CAN KARABURÇ ZEYNEP SUDE ERİLLİ
EZGİ ÇİFTÇİ MÜSLİME KOÇAK ZEYNEP UYSAL

‘Language Immersion’ Lise Yaz Okulu Başakşehir Yerleşkemizde Başladı

Türkiye genelinden A2 dil seviyesinde 60 lise öğrencisinin katıldığı ve toplam 4 hafta boyunca zengin bir içerikle devam edecek olan ‘Language Immersion’ Programı, 24 Haziran Pazartesi günü Başakşehir Yerleşkemizde tanışma ve oryantasyon etkinliğiyle başladı.
‘Immersion’ yöntemi, klasik dil öğretim programlarından farklı olarak, çocukların ve gençlerin doğal yeteneklerini kullanarak, dili edinmelerini hedefleyen etkin bir metot olarak biliniyor. Bu yöntemde katılımcılar, sınıf içi faaliyetlerin yanında, tüm rutinlerinde tercüme olmaksızın dile maruz kalıyorlar ve farkında olmadan, hızlı ve kalıcı öğrenme gerçekleşiyor.
İbn Haldun Üniversitesi ve ÖNDER işbirliğiyle düzenlenen ‘Language Immersion’ Programı’nda, “Okuma, Yazma, Dinleme, Konuşma” becerileri olmak üzere dört gruba ayrılan dersler, İbn Haldun Üniversitesi Diller Okulu öğretim görevlileri gözetiminde uygulama ağırlıklı yapılıyor. Öğrencinin 24 saat İngilizce konuşmasını sağlayıp, 4 haftada seviye atlayacağı ve Türkiye’de tek olan programda, dersler dışındaki bütün etkinlikler de İngilizce gerçekleştirilecek.
Ayrıca program kapsamında öğrencilerin programdan tam verim alabilmesi için, her zaman iletişime geçebilecekleri, dünyanın dört bir yanından gelen uluslararası mentörler de görev alacak.

Çeşitli Sosyal Faaliyetler ve Gezilerle Dolu Dolu Bir Program

Dersler dışında, öğrenciler haftada iki defa; İletişim, Eğitim Bilimleri, Hukuk, Yönetim Bilimleri, İnsan ve Toplum Bilimleri ile İslami İlimler fakültelerimize mensup öğretim üyelerimiz tarafından İngilizce verilecek akademik seminerlere katılacaklar; ilgi alanlarına göre İngilizce dilinde sanat, müzik atölyelerini de takip edebilecekler.
Cumartesi ve Pazar günleri ise programa katılan lise öğrencilerini tam günlük çeşitli sosyal faaliyetler ve geziler bekliyor.

Katılım Belgesi Verilecek

Programı beklenen devamlılıkla tamamlayan tüm öğrencilere ders geçme notu, dil gelişimini gösteren ayrıntılı rapor ve katılım belgesi verilecek. Öğrenciler program sonunda uluslararası sınav olan Pearson Versant sınavına girip, İngilizce seviyelerini test edecekler.
‘Language Immersion’ Lise Yaz Okulu programı yatılı olup, öğrenciler Üniversitemizin kız ve erkek yurtlarında konaklıyor. Tüm öğrenciler program süresince üniversitenin kütüphane, yemekhane gibi imkânlarından da ücretsiz yararlanma hakkına sahipler…

İbn Haldun Üniversitesinde Bayramlaşma Merasimi Gerçekleştirildi

Ramazan Bayramına sayılı günler kala Üniversitemizde geleneksel bayramlaşma merasimi gerçekleştirildi. 31 Mayıs Cuma günü düzenlenen bayramlaşma merasimi, akademisyenlerimiz, okutmanlarımız ve idari personelimizin katılımıyla gerçekleştirildi.

İbn Haldun Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yüksel Özden, bayramlaşma merasiminde katılımcılara hitaben kısa bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında Üniversitemizde bu merasimle Ramazan bayramlarına has 4. bayramlaşmanın düzenlendiğini kaydeden Prof. Dr. Özden, böyle samimi bir ortamda İbn Haldun Üniversitesi ailesinin daha nice bayramlara erişmesini temenni etti. Bayramların sevinç ve mutlulukla birlikte birlik, beraberlik ve kardeşliğin simgesi olduğunu hatırlatarak konuşmasını sonlandırdı.

Bayramlaşma merasimi tüm personelimize bayram çikolatası takdimiyle son buldu.

 

Hukuk Klinikleri Programı “Anlatarak Öğren” Projesi ile Uygulanmaya Başlandı

İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından yürütülen Hukuk Klinikleri Projesi, “Anlatarak Öğren” temasıyla uygulanmaya başlandı.  Bu proje kapsamında Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencileri, belirledikleri güncel konularda fakültedeki öğretim üyeleri ile birlikte hazırlık yaparak üç farklı lisede birer sunum gerçekleştirdiler. Proje daha önce Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Göçgün tarafından Başakşehir Yerleşkemizde öğrencilere ve akademisyenlere tanıtılmıştı.

Uygulama kapsamında 2 Mayıs Perşembe günü Simge Seyhan, TOKİ Aliya İzzetbegoviç Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde; Hüseyin Yağızhan Kol ise Öğrenciden Armağan Anadolu Lisesi’nde sunumlarını gerçekleştirdi. 9 Mayıs Perşembe günü ise Bünyamin Türkmen ve Abdulkerim Pirim, TOKİ Kayaşehir Anadolu Lisesi’nde öğrencilere hitap etti.

Üç lisede de ilgiyle karşılanan öğrenciler Hukuk Klinikleri Projesi’nin temelini atmış oldular. Önümüzdeki dönem hem “Anlatarak Öğren” projesi kapsamında hem de hukuk kliniklerinin farklı uygulamaları ile hem lise öğrencileriyle hem de toplumun diğer kesimleri ile bir araya gelmeye devam edecekler.

 

4. All Azimuth Çalıştayı Süleymaniye Yerleşkemizde Gerçekleştirildi

İbn Haldun Üniversitesi (İHÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü ve İhsan Doğramacı Barış Vakfı Dış Politika ve Barış Araştırmaları Merkezi (CFPPR) işbirliğiyle düzenlenen 4. All Azimuth Çalıştayı, “Dialogue in Core Periphery IR” başlığıyla 17-18 Mayıs tarihlerinde Süleymaniye Yerleşkemizde bulunan Salis Medresesinde gerçekleştirildi. Çalıştaya Mısır, İsveç, Hindistan, Arjantin, İngiltere gibi pek çok farklı ülkeden alanında yetkin akademisyenler misafir konuşmacı olarak katıldı.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı ve Çatışma Analizleri ve Barış Araştırmaları Merkezi (ÇABAM) Müdürü Doç. Dr. Talha Köse ile CFPPR Genel Koordinatörü Prof. Ersel Aydınlı’nın birer selamlama konuşması yaptığı çalıştayın açılış konuşmasını ise CFPPR Direktörü Prof. Ali Karaosmanoğlu gerçekleştirdi. Çalıştayın ilk gün oturumları, Rektörümüz Prof. Recep Şentürk’ün “Âdemiyet: Evrensel İnsan Haklarının İslami Kaynakları” konulu konuşması ile sona erdi.

4. All Azimuth Çalıştayı’nda, dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenler, merkez ve çevre arasındaki eşitsizlikleri tanımlayan yapısal faktörler ile bu faktörlerin uluslararası ilişkiler disiplini ve bilgi üretimi üzerindeki etkilerine odaklanarak merkez ve çevre arasındaki “diyalog/etkileşim” meselesini değerlendirdiler. Çalıştayda merkez ile çevre arasında uyuşmazlıkların üstesinden gelme stratejileri

Üç panel ve bir yuvarlak masa tartışmasından oluşan çalıştayda Üniversitemiz öğretim üyeleri Heba Raouf Ezzat ve Erik Ringmar’ın yanı sıra; Omair Anas (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi), Nathan Andrews (Northern British Columbia Üniversitesi), Gonca Biltekin (Bilkent Üniversitesi), Deep Datta-Ray (O.P. Jindal Global Üniversitesi), Melisa DeCiancio (FLACSO), Eyüp Ersoy, Latife Kınay (Bilkent Üniversitesi), Deniz Kuru (Türk-Alman Üniversitesi), Alice Lohmus (Bilkent Üniversitesi), Homeira Moshirzadeh (Tahran Üniversitesi), Deepshikha Shahi (Delhi Üniversitesi), Helen Turton (Sheffield Üniversitesi) ve  Yongjin Zhang (Bristol Üniversitesi) birer sunum yaptı.

Çalıştayda sunulan tebliğler Dış Politika ve Barış Araştırmaları Merkezi’nin yayını olan All Azimuth : Dış Politika ve Barış Araştırmaları dergisinde yayınlanacak.

 

2. Lisansüstü Çalışmalar Konferansı’nda 43 Lisansüstü Öğrencisi Tebliğlerini Sundu

2. Lisansüstü Çalışmalar Konferansı, 17 Mayıs Cuma günü Başakşehir Yerleşkemizde gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında 3 farklı salonda gerçekleştirilen 12 farklı oturumda 43 Lisansüstü öğrencisi çeşitli konularda yaptıkları çalışmaları sunma imkânı buldu.

Konferansın selamlama konuşmasını Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Mehmet Yücel Türksezer yaptı. Türksezer konuşmasında, Üniversite olarak Lisansüstü öğrencilerinin akademik gelişimine büyük önem verdiklerini belirterek, bu etkinlik vesilesiyle öğrencilerin akademik çalışmalarını sunacaklarını ve geri bildirim alacaklarını söyledi.

Çok Katmanlılık Farklı İlmi Anlayışları Reddetmez, Onlara Da Varlık İmkânı Tanır

Konferansın ana konuşmacısı Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk idi. “Sosyal Bilimlerde Çok Katmanlı Yaklaşım” konulu bir sunum yapan Prof. Şentürk, toplumsal bilimlerin işlevinin sosyal problemleri açıklamak ve çözmek olduğunu, her toplumun farklı tecrübeleri olması dolayısıyla farklı toplum tecrübelerinin farklı bilimler ürettiğini, fakat dünyada aynı sosyal bilimler eğitiminin sürdürüldüğünü, herkes tarafından paylaşılması gereken bir tek bilimsel hakikat olduğunun öğretildiğini, bu hakim pozitivist ve indirgemeci paradigmanın dışındaki farklı yaklaşımlara şans tanınmadığını ifade etti. Dünyayı daha iyi anlamak ve dünyanın alternatif şekilde açıklanması ve yorumlanmasına daha demokratik bakmayı teşvik etmek amacıyla, dışlayıcı ve indirgemeci sözkonusu bilim kültürünün reformdan geçmesini gerektiğini belirtti. McDonaldslaşma kavramını hatırlattı. İnsanlık tarihi boyunca tüm medeniyetlerin çok katmanlı bir yaklaşım sergilediklerini ifade etti.

Entelektüel anlamda indirgemecilik karşıtı açık düşünce yapısı doğuran çok katmanlılık özelliğinin en net şekilde İslam düşüncesinde görülebileceğini söyleyen Prof. Şentürk, İslam düşünce ve biliminde çok katmanlılığı şu ana başlıklarda tek tek, örnekler vererek inceledi: Çok katmanlı varlık (merâtibü’l-vücûd), çok katmanlı bilgi (merâtibü’l-ulûm), çok katmanlı anlam (merâtibü’l-me’ani), çok katmanlı gerçek (merâtibü’l-hakâik) ve çok katmanlı yöntembilim (merâtibü’l-usûl). Bu çok katmanlı açık bilim anlayışını, farklı ilmi anlayışları reddetmeyen, onlara da varlık imkânı tanıyan bir hüviyete sahip olduğunu ifade etti.

Prof. Şentürk, konuşmasında, İslam medeniyetinin kendinden önceki medeniyetlerin hamiliğini de üstlendiğini, hem kendisinin bu medeniyetlerle iyi ilişkiler kurduğunu hem de onların birbirleriyle iyi ilişkiler kurmasını sağladığını; İslam medeniyetinin bu özelliğini ise fıkha borçlu olduğunu, İslam medeniyetinin dünyaya hâkim olduğu çağda kurulan çok medeniyetli ve çok kültürlü dünya düzeninin kuramsal ve normatif temellerinin fıkıh tarafından inşa edildiğini de sözlerine ekledi. Fıkhın bir gayesinin medeniyeti korumak olduğunu da belirten Prof. Şentürk, İslam âlimlerine göre tüm dini hükümlerin arkasında bir sebep ve tatbik edildiğinde ortaya çıkması planlanan toplumsal bir yarar olduğunu, sonuçların yani dinin toplumsal amaçlarının ise Makasıd’uş-Şeria olarak isimlendirildiğini ifade ederek kısacak bu kavramdan da bahsetti.  Konuşmasının sonunda ise Descartes, Farabi ve İbn Haldun gibi düşünürlerden örnekler vererek, bu düşünürlerin farklı konulardaki yaklaşımlarını açıkladı. Ancak çok katmanlı varlık, usul, bilgi, hakikat anlayışıyla yani açık bilim anlayışıyla, açık medeniyetin sağlanabileceğini sözlerine ekledi.

Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk’ün konuşmasının ardından Lisansüstü öğrencilerinin sunumlarıyla devam eden 2. Lisansüstü Çalışmalar Konferansı, oturum yöneticisi akademisyenlerimizin değerlendirmeleri neticesinde en iyi sunumların ödüllendirilmesi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.

 

Büyük Felaketin 71. Yıldönümünde Filistinlilerin Mücadelesi Konuşuldu

Filistin tarihinde önemli bir dönüm noktasını teşkil eden Nakba Günü’nün 71. yılı, Sözlü Tarih ve Toplumsal Hafıza Uygulama ve Araştırma Merkezinin (SÖZMER) Başakşehir Yerleşkemizde düzenlediği etkinliklerle yâd edildi.

Nakba Günü, İsrail’in kurulduğu 1948 yılından bu yana şehit olan Filistinlileri anmak, İsrail katliamları sonucunda başta can kayıpları olmak üzere kaybedilen her şeyin yasını tutmak; Filistinlilerin direnişine destek olmak için tüm Filistin halkı ve Filistinlilerin dünyanın dört bir yanındaki dostları tarafından dünyanın her yerinde gerçekleştirilen çeşitli gösteriler ve protestolar ile anılıyor.

“Yaşadıkları Travma Yüzünden Kaçarken Çocuklarını Evde Unutan Aileler Oldu”

SÖZMER’in 14 Mayıs Salı günü düzenlediği ilk etkinlikte katılımcılar, Nakba Günü’nün şahitleri Safeya Shehada ve Ahmed Harb’i dinlediler. Konuşmacılar, büyük felaket ve sonrasında hem kendi ailelerinin hem Filistin halkının yaşadıklarından hatırladıklarını dinleyicilerle paylaştılar.

Siyonist terör örgütü Haganah’ın köylerini bombaladığını, ateş altında köyden çıkmak durumunda kaldıklarını anlatan Safeya Shedada, her hareket edene İsraillilerin ateş ettiğini, döneceklerini ümit ettikleri için yanlarına hiçbir şey almadıklarını ifade etti. İlkin Yafa üzerinden Beyrut’a, Beyrut’tan Suriye’ye geçtiklerini söyleyen Harb, bundan 5 yıl öncesine kadar Suriye’de kaldıklarını, Suriye’de savaş çıkınca İstanbul’a geldiklerini ifade etti. Mültecilik günlerinden de bahseden konuşmacı, Suriye’ye geçtikleri zaman Suriye halkının bir kısmın kendilerini kabul etmediğini, mültecilerin gitmesi için elinden geleni yapan askerlerin olduğunu ifade etti. Ailesinin yarısının Filistin’de yarısının ise Suriye’de kaldığını belirten, bu yaşta bile bir gün Filistin’e geçeceğine dair umudu diri tuttuğunu söyledi.

Ahmed Harb ise yaptığı konuşmada, İsraillilerin, şehirlerini, köylerini değiştirdiğini söyleyerek, “evlerimizin yerine ağaç diktiler. Bizim hafızamızı silmek için…” değerlendirmesinde bulundu. “Büyük felaket sırasında, yaşadıkları travma yüzünden kaçarken çocuklarını evde unutan aileler oldu” diyen Harb, İsraillilerin arazilerinin mülkiyetini de kendi üzerlerine aldıklarını hatırlattı.

“Mülteci Filistinlilerin Mültecilik Vasıfları Kaldırılmak İsteniyor; Böyle Olursa Dönecek Bir Vatanları da Olmayacak”

İkinci etkinlik ise, 15 Mayıs Çarşamba günü Paris merkezli insan hakları örgütü One Justice’in başkanı Hassan Ben Imran’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Etkinlik, Nakba’yı tanıtan kısa bir belgesel gösterimiyle başladı.

Hassan Ben Imran, konuşmasında dört sorunun üzerinde durdu: (1) Nakba nasıl başladı, niye devam ediyor? (2) Tam Olarak ne oldu? (3) Filistin’in bugünkü durumu nedir, 1948’in Filistin’inden ne kaldı? (4) Bundan sonra ne yapılmalı?

İsrailliler için Filistin’in önemini Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’e atıf yaparak anlatan konuşmacı, Herzl’in İngilizleri, Ortadoğu’da İngiliz sömürgelerinin devam etmesi için İsrail’in varlığının gerekliliğine ikna ettiğini kaydetti. Filistin topraklarında bir İsrail “vatanı” oluşturulmasını öngören Balfour Deklarasyonu’nun ana fikri, Filistin’i dağıtmaktı. Bunun için, (1) İngilizler, Yahudi göçmenlerin Filistin’e göçünü kolaylaştırdı. (2) Filistinlileri silahsızlandırıp Yahudileri silahlandırdılar. (3) Filistinlileri Filistin topraklarından koparmak. Bu aynı zamanda Filistin devletinin tarih sahnesinden silinmesi anlamına da gelmekteydi.

Filistinliler kendi öz vatanlarından edildiğini belirten Imran, ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını hatırlatarak, Birleşmiş Milletler (BM)’nin etkisinin sınırlandırıldığını da sözlerine ekledi. Geçmişte İngiltere, ardından Fransa ve günümüzde ise ABD’nin İsrail’in hamiliğini yaptığını kaydeden konuşmacı, İsrail’in ABD eliyle bazı Arap ülkelerini de etkisi altına alarak Filistin devletini ve İslam dünyasını baskı altına almaya çalıştığını söyledi.

Günümüzde Filistinlilerin “mültecilik” vasfının kaldırılıp, Filistinlilerin bugün mülteci olarak yaşadıkları yerde kalıcı olarak yerleşmelerine çalışıldığını kaydeden Hassan Ben Imran, bu başarıldığında artık Filistinlilerin dönecek bir vatanları olmayacağını söyledi. Buna göre, Filistinli mültecilerin dönüş hakkı ellerinden alınmış olacak. Filistinli mülteciler meselesi müzakere gündeminden çıkarılacak. Hatta mülteci tanımı yeniden yapılacak ve mülteci vasfının babadan oğula geçmesini engelleyecek yasal düzenlemeler yapılacak.

“Güney Afrika’da Yaşananlar Filistinlilerin Mücadelesine İlham Veriyor”

Geçtiğimiz yıllarda BM’den yapılan bir açıklamaya göre 2020’de Gazze’nin yaşanabilir olmaktan çıkacağını hatırlatan Hassan Ben Imran, Batı Şeria’da ise adeta Güney Afrika’da geçmişteki Apartheid rejimine benzer uygulamaların olduğunu; Filistinli hastalara tedavileri için bir yıl sonrasında randevu verildiğine ve bazı caddelerden Filistinlilerin geçemediğine değindi.

Filistin’in davasının dünya üzerindeki her özgür iradeli insanın davası olduğunu belirten Hassan Ben Imran, Filistin’in haklı davasını savunmak için Müslüman olmayanlar tarafından yürütülen güçlü kampanyalardan da bahsetti. Hatta bu kampanyalara karşı İsrail kabinesinde sadece strateji üretilmesinden sorumlu yeni bir bakanlığın ihdas edildiğini söyledi. Mücadelelerden sonuç alındığını kaydetti ve yapılması planlanan fakat ünlü Arjantinli futbolcu Messi’nin kampanyalardan etkilenerek maça gelmekten vazgeçmesiyle gerçekleştirilmeyen Arjantin-İsrail futbol maçını örnek gösterdi. Eurovision Şarkı Yarışmasının yakında Tel Aviv’de gerçekleştirileceğini, şu an onunla mücadele ettiklerini ve sonuç da aldıklarını, yarışmaya katılmaktan vazgeçen ya da yarışmayı protesto eden ünlü sanatçılar olduğunu belirtti.

Filistinlilerin ve Filistin dostlarının barışçı mücadeleye ve eylemlerine devam ettiklerine kaydeden Imran, tarihte buna benzer birçok başarılı örnek olduğunu, Güney Afrika’da on yıllarca devam eden ırkçılıkla mücadelenin ardından Nelson Mandela’nın iktidara gelmesiyle sonlanan süreci hatırlatarak konuşmasını sonlandırdı.

Nakba Günü anma etkinlikleri kapsamında Mukaddime Salonunda hafta boyunca açık kalacak bir fotoğraf sergisi de açıldı.

Nakba Günü ya da “Büyük Felaket”

İsrail’in geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren Filistin topraklarındaki ihlal ve katliamları, 14 Mayıs 1948’de İsrail devletinin kuruluşunu ilan etmesiyle daha da şiddetli bir hal almıştı. Filistinliler, bu günü büyük felaket anlamına gelen “en-Nakba” olarak adlandırıyor.

Siyonist İsrail tarafından 500’den fazla köyün yerle bir edildiği topraklar, büyük bir kitlesel göçe de sebep olmuştu. Zira sağ kalanlar ve eşleri çalışma ya da toplama kamplarına götürülen kadınlar, çocukları ve yıkılan evlerinden kurtarabildikleriyle en yakın Arap ülkesine sığınmışlardı. 800.000 Filistinlinin kitlesel göçü ile sonuçlanan NAKBA, Filistinli mülteciler sorununun da başlangıcını oluşturmaktadır. Bu olay, Filistinli mülteciler sorununu uluslararası toplumun gündemine taşımıştır. Halen 10 milyonu aşkın Filistin nüfusunun yaklaşık 6 milyonu kendi yurtlarından uzakta mülteci olarak yaşamakta ve işgal edilen evlerine dönecekleri günü beklemektedir.

 

Tiyatro Kulübü İlk Prömiyerini Yaptı

İbn Haldun Üniversitesi Tiyatro Kulübü, sene başından beri çalışmalarını sürdürdüğü Gergedanlar isimli oyunu 12 Mayıs Pazar günü Emin Saraç Kültür Merkezi’nde sahneledi. 2. Dünya Savaşı sonrası dönemi ve Nazi Almanyasını eleştirel bir şekilde konu edinen oyunu kalabalık bir izleyici kitlesine oynayan Tiyatro Kulübü, böylece ilk prömiyerini yapmış oldu.

Biz de bu vesile ile Tiyatro Kulübü Başkanı Ahmet Faruk Yıldırım ve kulüp üyelerinden Ahmet Ersagun Şahin, Cennet Tuğba, Emine Bulut ve Merve Kaya ile görüştük. Dekorundan aksesuarına, hatta nakliyesine kadar her aşamasına bizzat koştukları, sıkı bir eğitim dönemi geçirdikleri oyunun hazırlık sürecinde yaşanan zorlukları, tatlı hatıraları ve oyun sonrasında hissedilen yoğun duyguları bu röportajda bulabilirsiniz:

“Bir Derdi Olan ve Dert İçin Tiyatro Yapan İnsanlarız”

Arkadaşlar öncelikle sizleri tebrik ediyoruz. Bir yıllık emeklerinizin karşılığını aldınız. Neler hissettiğinizi öğrenebilir miyiz?

Ahmet Faruk Yıldırım: Bu bir yıllık emeğin arkasında kan, ter ve gözyaşı var. (Burada abartı yok gerçekten hepsi yaşandı, dekor taşırken parmağı kesilen arkadaşımız oldu mesela:)) Bizim için gerçekten yorucu ve zor bir süreçti.  Ama sahneye çıktığınızda ağzınızdan çıkan o ilk replikle beraber ya da oyunun sonunda izleyiciyi selamlamaya koşarken bütün yorgunluğu unutuyorsunuz. Yani bir şeyleri anlatmış olmak ve anlattığınız şey karşılığında insanların sizi orada ayakta alkışlıyor olması çok farklı bir duygu. Çünkü burada (bilmiyorum ben kendi adıma konuşacağım ama bildiğim kadarıyla diğer arkadaşlar da aynı benim gibi düşünüyor) bir derdi olan ve bir şeyler anlatmak isteyen insanlar olarak tiyatro yapıyoruz. Yani karşı tarafta bir etki bırakmak için tiyatro yapıyoruz. O yüzden o etkinin karşıya geçtiğini ve yaptığımız işin karşılıksız kalmadığını görmek bizim için en büyük ödül oluyor. Ben böyle bir oyunu sergilemiş olduğum için çok mutluyum.

 Merve Kaya: Ben de ekip arkadaşlarım ile aynı duyguları paylaşıyorum. Çünkü hep beraber bir şeyler yapmaya çalıştık. Yani gerçekten bir grup çalışması bu. Ve hani oyundan sonra da çok güzel yorumlar aldık. En dikkatimi çeken yorumlardan biri şöyleydi: Sahnede dekor değiştirirken o kadar koordineli hareket ettiniz ki sanki hepiniz bir diğerinizin hareketini önceden biliyormuş gibiydiniz. Demek ki o koordinasyonu kurmuşuz ve bir ekip çalışması ortaya çıkarmışız. Benim için önemli olan da bu aslına bakarsanız.

Ersagun Şahin: Arkadaşlarımızın da dedikleri gibi arkasında çok ciddi emekler harcayarak çıkardığımız oyundan sonra ben şahsen tam olarak tatmin olmamakla birlikte (Çünkü bir eleştirmen hocamı getirdim ve kendisi beni iyice yerin dibine gömdü oyundan sonra:)) aldığımız geri dönüşlerde herkes oyundan çok memnun  kaldığını söyledi. Zaten izleyicinin memnun kalması bizim için herhalde ulaşabileceğimiz en yüksek noktadır. Ben o gözle bakıyorum. Umarım güzel şeyler başarmışızdır ki aldığımız geri dönüşlere göre de emeğimizin karşılığını aldığımızı hissedebiliyoruz.

Emine Bulut: Biz bu işi 2 yıldır yapıyoruz ve en önemli şeylerden biri de biz her sahneye çıktığımızda gerek tirat gerek kendi eğitimlerimizde hep bir olduk, beraber olduk. En önemli şeylerden biri de buydu. Birbirimize o sevgiyi, o birliği, o ruhu verebildik. Bence biz o sahnede selam verirken insanlar bizi gerçekten ayağa kalkıp alkışladıysa bunun nedenlerinden biri de bizim gerçekten bir olabilmemiz. Eğitimlerde provalarda normalde 4 saatte bitmeyen oyun sanki ben sahneye adımımı attıktan böyle 2 buçuk dakika sonra bitmiş gibi hissettim. Çıktığımda hiç kimseyi görmedim zaten. Sadece önde Hakkı Hocayı ve Enes Hocayı gördüm. Ondan sonra bir anda bir baktım insanlar alkışlıyor. Güzel bir iş koyduk ortaya.

Cennet Tuğba: Tiyatro, çok zor bir süreç çünkü zaten çok küçük bir ekibiz. Oraya çıktığımızda insanlar sadece oyunculuğumuzu görüyorlar ama bir de onun perde arkası var. Dekoru, kostümü, nakliyesi gibi onlarca kalem işi bizzat biz hallettik ve çok yorulduk. Ama o sahneye çıktıktan sonra diyorsun ki: Tüm bunlara değermiş.  İnsanlar geldiler izlediler, iyi yorumlar aldık. Bize destek olan hocalarımız; ve özellikle Hakkı Hocamızın yorumları bizi çok mutlu etti.

“Oyuna Hazırlanma Süreci Çok Yorucuydu ama Değdi!”

Sahnelenmesi pek de kolay olmayan bir oyun Gergedanlar. Eleştirel, kült bir eser. Neden bu oyunu tercih ettiniz? Özel bir sebebi var mı?

Ahmet F. Y.: Az önce de söylediğim gibi bir  derdi olan insanlarız ve dert için tiyatro yapan insanlarız. Bir şeyleri aktarmak için tiyatro yapan insanlarız. Gergedanlar ilk okuduğumda beni etkileyen bir oyun oldu. Oynamak istedim ama dedim ki: Oyun zor ve ağır bir oyun. Acaba seyirciyi yorar mıyız, seyirci sıkılır mı? Bu sorular vardı kafamda ama gerçekten verdiği mesaj çok hoşuma gitmişti. Başka oyun önerileri geldi ama nihayetinde Safa hoca ile birlikte bu oyun üzerinde karar kıldık. Allaha şükür oyun izlendikten sonra hiç olumsuz yorum almadık ama oyunun ağır ve eleştirel olduğuna yönelik yorumlar aldık. İnsanların kafalarında soru işaretleri kalmıştı ki bence bizim için en önemli olan şey de bu. Hani soru sordurabilecek bir oyun ortaya koyduysak benim için bu mutluluk sebebidir. Oyundaki eleştiriler toplumdaki entelektüel ve bir şeylerin daha fazla farkında olan kesime yönelik. Bizler de entelektüel adaylarıyız, üniversite öğrencisiyiz. Hedef kitlemiz de üniversite öğrencileri. Bir üniversite kulübü olarak bunu daha çok üniversite öğrencilerine oynuyoruz. Üniversite öğrencilerinin üzerinde etki bırakacak bir oyun oynamak istedik. Amacımıza ulaştığımız kanaatindeyim.

Oyuna hazırlık sürecinden bahseder misiniz? Neler yaşadınız? Heybenizde ne gibi hatıralar kaldı?

Ahmet F. Y.: Senenin başında yeni arkadaşlar katıldı aramıza ve sene sonuna bir hedef koyduk: Oyun çıkacak! Hangi oyun olduğunu henüz bilmiyoruz. Yeni gelen arkadaşları hazırlamamız, kadromuza dahil etmemiz ve birlikte o oyuna çalışmamız gerekiyor. Lisansa yeni başlayanlar da var aramızda hazırlık eğitimi alanlar da. Ve herkesin programı oldukça yoğun. Biz de çalışmalara çok yoğun bir şekilde başladık. Haftada 2 gün, 9 saatlik bir eğitim… 2. dönem geldi; oyun belirlendi, oyun tarihi belirlendi. Oyun tarihi netleştiğinde oyuna tam 1 ay vardı ve elimizde oyun metni, oyuncular ve salon dışında hiçbir şey yoktu. Yalnızca ihtiyaçlarla ilgili piyasa araştırması yapmışız ve kafamızda bazı fikirler var ama hepsi o kadar. O bir ay içerisinde biz hem dekoru, kostümleri ve aksesuarları hem de oyunculuğu hallettik; ama nasıl hallettiğimizi bir de bize sorun 🙂 Hemen hemen haftanın 7 günü çalıştık: Salı ve çarşamba günleri prova alındı, perşembe günleri dekor için toplantı yapıldı, cumartesi günleri kostüm için alışverişe çıkıldı ve pazar günleri tekrar prova yapıldı. Böyle bir süreç sonrası çıktı bu oyun. Yorucu bir süreçti ve tatlı bir yorgunluğu var. Bizim için tatlı hatıralar bıraktı geride. Mesela dekor için sipariş verdiğimiz küplerin tasarımının fotoğrafı geldiğinde gözlerim doldu. (Baba olmadım bu konuda tecrübeli değilim ama) İnsanın yeni doğan çocuğunu ilk gördüğünde hissettiği o duygu vardır ya bende öyle bir duygu oluşturdu bu fotoğraf.

Kısacası yorucuydu ama bunun hepimiz için iyi bir tecrübe olduğunu düşünüyorum.

Merve K.:   Ahmet Faruk söylenecek her şeyi söyledi. Bize pek bir şey bırakmadı:)  Geriye dönüp baktığımda o zaman çok zor gelen şeyleri şimdi hiç hatırlamıyorum. Şu anda aklımda kalan çok az ayrıntı var. Mesela perşembe günü dekor toplantısında Bu dekoru hangi malzemeden yapsak acaba? diye kara kara düşündüğümüz anları hatırlıyorum. Birçok yeri arayıp fiyat alışımız, sanayi sitelerine gitmemiz ve onlarla uzun uzun görüşmelerimiz, pazarlıklarımız vs. Bunların hepsi bizim için çok yeni şeylerdi ama kendimizi bir akışa bıraktık ve bir şekilde üstesinden geldik… O yüzden şimdi ne oldu ne bitti hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama bu süreç bize inanılmaz bir hayat tecrübesi kattı bence.

Ersagun Ş.: Sahnede seyircilere güzel gelen şeyleri aslında biz idrakli, titiz ve derinlemesine yaptığımız çalışmalar sonucunda gerçekleştiriyoruz. Sahnedeki her ayrıntıyı düşünerek ayarlıyoruz. Yani sahnedeki hiçbir şey rastgele olmuyor. Hazırlık sürecinde oyunculuk haricinde kostüm, aksesuar ve dekor gibi oyunun diğer teferruatlarına harcadığımız efor benim nezdimde oyunculuktan bir tık daha ileri çıktı.

Emine B.: Ekip olarak bir ara o kadar çok toplanıyor ve beraber vakit geçiriyorduk ki tiyatro benim diğer arkadaşlarımla arama mesafe girmesine neden oldu. Çünkü herkes gelip bana şunu söylüyor: Kafayı mı yedin sen haftada 9 saat eğitimime mi gidilir? Boş ver bırak artık şu tiyatroyu! Herkes gelip bana bunları söylüyordu. Mesela arkadaşlarım arayıp: “Bu akşam bir şey yapalım” diyorlardı. “Hayır tiyatrom var” deyince bir yerden sonra arkadaşlarım kıskançlığa kapılıyordu. Hani insanlar bir kişiyi başkasından kıskanır ya; benim arkadaşlarım da tiyatroyu bize mi tercih ediyorsun? diyerek tiyatroyu kıskanıyorlardı.

“Hayatımda Yaptığım En Zevkli Koşu: Sahnede Seyirciyi Selamlamaya Koşmam!”

Oyun bittikten sonra sahnede kalabalık bir izleyici kitlesininin sizi alkışladığı o büyülü manzara. Bu tablo size neler hissettirdi?

Ahmet F. Y.: Benim bir oyunda en sevdiğim anlar: Birincisi sahneye ilk adımı attığım ve ağzımdan ilk repliğin çıktığı an. Çünkü o andan önce kalp atışlarım hızlanıyor ve kalbim güm güm vuruyor ama ilk replik çıktıktan sonra sakinleşiyorum. İkincisi oyun bitiminde seyircileri selamlama anı. Çünkü oyun esnasında her ne kadar seyirciden etkileşim alsan da nihai karar anı orası. Hayatımda yaptığım en zevkli koşu o olabilir. Ersagun ile sahnenin köşelerinden karşılıklı bakıp Yunus ile birlikte ortaya doğru koşmam ve orada seyirciyi selamlama… Benim için paha biçilemez bir duygu bu. Denemeyen bilemez.

Ersagun Ş.: Kulüpte hiçbirimiz profesyonel oyuncu değiliz ama oyunculuktan bir şekilde nasiplenmiş, işte kıyısından köşesinden tutmuş ve bunu devam etmeye çalışan insanlarız. O yüzden sahnede yaşadığımız her duygu aslında bizim gerçekten kendi içimizde yaşattığımız duygular oluyor. Mesela heyecanımız da çok taze bir heyecan oluyor. İbn haldun Üniversitesi Tiyatro Kulübü olarak ilk sahneye çıkışımız. O yüzden heyecan çok tazeydi, buna ilaveten aldığımız alkışların yeri de çok ayrı oldu. Özellikle ilk oyunumuz olduğu için alkışlar tabi hepimiz için çok başka bir şeydi. Hatta şöyle bir durum da var. Hani ben oyundan önce sahneye çıkmanın  vereceği heyecan haricinde bir de “O en son her şey olup bittikten sonra ortaya acaba düzgün bir şey koyabildik mi? Seyirciden nasıl bir reaksiyon alabileceğiz? beklentiler karşılanabilecek mi? alkışlar ne düzeyde gelecek? gibi soruların zihnimde doldurduğu ayrı bir heyecan daha yaşıyordum.

Emine B.: Normalde sadece alkış gelseydi mesela insanların ayıp olmasın diye alkışladığını düşünürdüm. Ama ben ne zaman ki insanların ayakta alkışladıklarını gördüm. O zaman o alkışın samimiyetine inandım.

Ahmet F.Y.: Hakkı Öcal’ı ayakta alkışlarken görmek kolay bir şey değil yani.

Cennet T.: Normalde oyunun 3 evresi var. Oyun öncesi, oyun ve sonrası. Oyun öncesinde insan stresli oluyor. Oyun sırasında bir heyecan oluyor. Oyun sonrası, artık keyif alma zamanı oluyor. Bende sistem biraz daha farklıydı. Oyun öncesinde bir stres vardı; oyun sırasında keyif aldım ama oyun sonrasında da yine bir stres vardı bende. Çünkü ben gerçekten o alkışı alana dek o kadar çok heyecanlanmamıştım ama oyun sonrası ben böyle bir alkış aldım, seyirciler ayağa kalktı daha da bir heyecanlandım. Sonra kulise gittim; kulisten “kapının önünde hocalar bekliyor sizinle görüşmek istiyorlar” diye çağırdılar. Kendimi nasıl dışarı attım ve onlarla nasıl konuştum? O evreyi hatırlamıyorum.

Merve K.: Şimdi bir kere bunun oyun kısmı var hani ben sahnede olduğum anları hatırlamıyorum şu anda. Ne yaptım, ne söyledim? Neler oldu? Böyle çok buğulu zihnimde… O 2 saatlik oyun benim için çok kısa bir şeydi hani. Oyun sonrası seyirciyi selamlamak için sahneye çıktığımızda ilk aileme baktım. Bizimkiler ağlıyordu. Onların ağlamasını görünce o heyecanla benim gözlerim doldu. İnanılmaz bir şeydi gerçekten. Çok güzeldi.

Peki bundan sonraki hedefiniz nedir? Hayalinizde neler var?

Ahmet F.Y.:  Önümüzdeki sene yeni gelen arkadaşlarla beraber muhtemelen biraz daha kalabalık olacağız. Bu 2 sene daha çok kulübün kuruluş ve oturma süreciydi. Her şeyin bundan sonra tam olarak düzene gireceğini düşünüyorum. Yani bizim ilk defa bir aksesuarımız, bir dekorumuz ve de bir izleyici kitlemiz oldu aslına bakarsanız. Prömiyerini yaptığımız ve insanlardan takdir aldığımız bir kulübüz artık. Bundan sonra insanlar belki de bizi bir kulüp olarak veya bir tiyatro ekibi olarak kabul etmeye başlayacaklar. Asıl bundan sonra başlıyor işimiz.

Elimizde şu anda Gergedanlar oyunu var. Öncelikle onu oynayabildiğimiz kadar (en az 8-10 defa) oynamayı planlıyoruz. Festivallere, üniversite festivallerine, Şehir Tiyatroları Gençlik Günleri gibi farklı etkinliklere katılıp oyunumuzu oralarda sahnelemeyi düşünüyoruz. Onun haricinde yeni bir oyuna çalışıp onu da oynamayı düşünüyoruz. Şu anda biz de bilmiyoruz ne oynayacağımızı ama bu yaz okumalar yapıp bize uygun olan bir oyunu seçeceğiz ve ona hazırlanmaya başlayacağız.

 

Geleceğin Yıldızları İçin Karma Eserler Sergisi, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin Teşrifleriyle Açıldı

İbn Haldun Üniversitesinin başta “fikri bağımsızlık” olmak üzere yüksek ideallerine katkı sağlamak üzere bu sene ikincisi düzenlenen Geleceğin Yıldızları İçin Karma Eserler Sergisi, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin teşrifleriyle 11 Mayıs Cumartesi günü Büyük Çamlıca Camii Sergi Salonu’nda açıldı.

Açılış törenine Mütevelli Heyeti Başkanımız Prof. Dr. İrfan Gündüz, Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk, Mütevelli Heyeti Başkan Vekilimiz Necmeddin Bilal Erdoğan ve Mütevelli Heyeti Üyemiz Hümeyra Şahin’in yanı sıra iş, sanat ve eğitim dünyasından çok sayıda davetli katıldı.

“Buraya Ekeceğiniz İlim Tohumları, Geceleri Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar Gibi Medeniyet Ufkumuzu da Aydınlatacak”

“Rahmetin bir sağanak gibi yağdığı bu kutlu ayın, tüm insanlık için hayırlar getirmesini diliyorum. Allah ibadetlerimizi kabul etsin, bizleri hayırlısıyla bayrama eriştirsin. Açılışının hemen ardından Büyük Çamlıca Camii’nin böylesine anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapması, son derece sevindirici.” sözleriyle konuşmasına başlayan Emine Erdoğan, sergiden elde edilecek gelirin, İbn Haldun Üniversitesinin eğitim öğretim faaliyetlerinde kullanılacağını hatırlattı ve ekledi: “İnanıyorum ki, buraya ekeceğiniz ilim tohumları, geceleri yolumuzu aydınlatan yıldızlar gibi medeniyet ufkumuzu da aydınlatacaktır. Emeği geçen herkese, özellikle hayırseverlerimize şükranlarımı sunuyorum. Sahip olduklarımızı, bilhassa böylesine nadir eserleri ilim yolunda vakfetmenin insana verdiği hazzın tarifi yapılamaz. Medeniyetimizi temsil eden eserlerin, yine medeniyet inşasında hizmete sokulması takdire şayandır.”

Serginin işaret ettiği bir diğer hususun da koleksiyonerliğin önemi olduğunu belirten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Koleksiyonerlik, geçmişle şimdi arasındaki devamlılığı sağlar. Buradaki eserler de aidiyet dünyamızın ne kadar geniş ve zengin olduğunu gösteriyor. Hafıza kayıplarının önlenmesi, kimlik buhranlarının aşılması, ‘Biz kimiz?’ sorusunun cevaplanması, biraz da bu eserler vasıtasıyla mümkündür.”

Toplumları meydana getiren yapı taşlarının bir arada tutulmasının, hatıralar ve yadigarlarla sağlandığına dikkati çeken Emine Erdoğan, bu kıymetlerin farkına varan toplumların kendilerini başarılı bir şekilde geleceğe taşıyacaklarını ifade etti: “Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde ‘İlim Çin’de de olsa arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır.’ buyuruyor. İlim başımızın tacı, medeniyetimizin temelidir. Bu yolda atılacak her adım kutsaldır. O nedenle bu sergiye katkıda bulunan herkesi tebrik ediyor, gençlerimizin ilim yolunda başarılı neferler olmasını temenni ediyorum.”

Emine Erdoğan, sergiye eserlerini bağışlayan koleksiyonerlere, katılımcılara ve sergiye emek verenlere teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

“Geleceğin Yıldızları İçin Karma Eserler Sergisi’ni, Büyük Çamlıca Camii Gibi Muhteşem Bir Mekânda Açmaktan Sevinç Duyuyoruz”

Mütevelli Heyeti Başkanımız İrfan Gündüz, açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Geleceğin Yıldızları İçin Karma Eserler Sergisi’ni, mübarek Ramazan ayında, Büyük Çamlıca Camii gibi muhteşem bir mekânda açmaktan sevinç duyuyoruz. Bize güç verdikleri için Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’ye teşekkür ediyoruz” dedi.

İbn Haldun Üniversitesinin global ve lokal kelimelerinden hareketle, “glokal” bir üniversite olduğunu hatırlatan Prof. Gündüz, medeniyet iddiamızın kendi öz değerlerimize dayandığını kaydetti. “Yoğun bir küresel rekabetin yaşandığı günümüz dünyasında, öğrencilerimizi, akranlarıyla yarışacak bir donanımda, geleceğimizi yönlendirecek bir liderlik vizyonuyla yetiştiriyoruz” sözleriyle konuşmasına devam eden Prof. Dr. İrfan Gündüz, Sergi’de İslam sanatlarının en güzel örneklerinin görülebileceğini ifade etti.

“Üniversitemizde, Bir Fabrika Gibi Değil, Adeta Bir Mücevher Atölyesi Gibi Her Öğrencimizin Üzerinde Titizlenerek Çalışıyoruz”

Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk, Emine Erdoğan Hanımefendi’ye sergiyi teşriflerinden dolayı teşekkür ederek başladığı konuşmasında, serginin isminden hareketle şunları söyledi: “Geleceğin Yıldızları, yani bizim öğrencilerimiz… Her sene tam burslu olarak sadece 150 öğrenci alıyoruz. Nakdi bursların yanı sıra yurt imkânı sunuyoruz. Üniversitemizde, bir fabrika gibi değil, adeta bir mücevher atölyesi gibi her öğrencimizin üzerinde titizlenerek çalışıyoruz. Geleceğin Yıldızları olacak gençlerimizi adeta bir mücevher gibi işlemek istiyoruz.”

“Medeniyet inşa eden ilimlerin sosyal bilimler olmasından hareketle; bir şey yapalım, tam yapalım, güzel yapalım diyerek sosyal bilimler alanında karar kıldık” sözleriyle konuşmasına devam eden Prof. Şentürk, İbn Haldun Üniversitesinin, “araştırma üniversitesi” kimliğiyle ülkemizin en yüksek oranda lisansüstü öğrencisine sahip üniversitesi olduğunu da sözlerine ekledi.

Bir medeniyetin, estetik boyutu ihmal edilirse yaşamasının mümkün olmadığını kaydeden Prof. Şentürk, açılışı yapılan Geleceğin Yıldızları İçin Karma Eserler Sergisi’nde yer alan eserlerin, medeniyetimizin estetik boyutunun bir yansıması olduğunu ifade etti. Yeni kampüsümüzde de söz konusu estetik boyutun gözetileceğini söyleyen Prof. Dr. Recep Şentürk, konuşmasının sonunda sergiye emek verenlere ve hayırseverlere teşekkür etti.

Konuşmaların ardından Emine Erdoğan Hanımefendi, Prof. Dr. İrfan Gündüz, Prof. Dr. Recep Şentürk, Necmeddin Bilal Erdoğan, Hümeyra Şahin, Genel Sekreterimiz Erkam Tüzgen, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz ve Çamlıca Camii Yaptırma Derneği Başkanı Ergin Külünk’ün katılımıyla kurdele kesilerek sergi açılışı gerçekleşti. Açılışın ardından Emine Erdoğan davetlilerle beraber sergiyi gezerek eserlerle ilgili bilgi aldı.

Sergide Toplam 233 Eser Yer Alıyor

İbn Haldun Üniversitesinin başta “fikri bağımsızlık” olmak üzere yüksek ideallerine katkı sağlamak üzere bu sene ikincisi düzenlenen “Geleceğin Yıldızları İçin Karma Eserler Sergisi”, hayırsever koleksiyonerlerin bağışlarından oluşuyor.

Toplam 233 eserin yer aldığı sergide Sultan II. Abdülhamid Han tuğralı madalya beratı, Sultan I. Abdülhamid Han el çekme tuğralı yirmi satır beratın yanı sıra, Fuat Başar, Davut Bektaş, Efdaluddin Kılıç, Turan Sevgili, M. Cemil Efe, Gürkan Pehlivan, Ahmet Kutluhan, Ferhat Kurlu gibi hattatların ve tezhip sanatkârlarının levha, hilye-i şerif gibi örnekler yer alıyor.

Sergideki Osmanlı dönemine ait Kütahya işi pano, vazo ve tabaklar, tekstil ürünleri, tespihler ve süs eşyaları gibi birbirinden değerli eserler, medeniyetimizin sanat anlayışının yansıması niteliği taşıyor.

2019 Geleceğin Yıldızları İçin Karma Eserler Sergisi, Ramazan ayı sonuna kadar Büyük Çamlıca Camii Sergi Salonu’nda ziyaret edilebilecek.