“Gelecek Araştırmaları Merkezi kuracağız”


İbn Haldun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk, Insight Turkey dergisi ile ortak düzenlenen “Dünya Siyasetinde Çin Etkisi” konulu panelde yaptığı açılış konuşmasında, değişen dünyanın artık geleceğe yoğunlaştığına dikkat çekerek, Türkiye’nin bu alandaki eksikliğini gidermek için üniversite bünyesinde “Gelecek Araştırmaları Merkezi” kurmayı planlandıklarını söyledi.

Prof. Şentürk, “Batı’daki sosyal bilim anlayışını aynen alıp Türkiye’de pazarlamasını yapmak yerine, kendi toprağımızdan beslenen yeni bir sosyal bilim anlayışını ortaya çıkarmak için gayret gösteriyoruz. Türkiye’de eksik olan şeylerden bir tanesi gelecek araştırmaları. 100 sene sonra insanlık nereye gidecek? Türkiye’nin kızıl elması nedir? Bu maalesef şu anda belli değil. Ülke olarak geleceğe dönük bir vizyonumuz yok. Bu gelecek araştırmalarıyla ortaya çıkacak bir şey. İnşallah bu maksatla üniversitemize bir merkez kuracağız.” şeklinde konuştu.

Prof. Şentürk günümüzde artık dışa açık olmanın bir  seçenek değil, bir zorunluluk haline geldiğine dikkat çekerek, mevcut çağın insanlık tarihi için yeni bir dönem olduğunu ve bu dönemi “Açık Medeniyet” olarak adlandırmak gerektiğini belirtti. “Tarihte üç tane imparatorluk var. Bunlardan bir tanesi Çin, diğeri Roma ve son olarak Osmanlı” diye konuşan Prof. Şentürk, “Bunlar dünyanın en uzun yaşayan imparatorluklardan. Ancak Osmanlıyı diğerlerinden ayırt eden bir özellik var. Yedi asır tek hanedan. Bunun sırrı Osmanlının dışa açık bir yapıya sahip olması. İçinde yaşadığımız çağın da dışa açık ve insanlık tarihi için yeni bir dönem olduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullanandı.

“Günümüzde medeniyetlerin kapıları, pencereleri ve duvarları kalmamıştır”

Prof. Şentürk, eğitimin artık daha fazla uluslararası boyut kazandığını vurguladı. Öğrenci hareketliliğinin günümüzde zirveye taşındığını belirten Prof. Şentürk eğitimin, uluslararası ilişkilerin, iktisadın ve dinin yeni çağın icatlarına göre yeniden dizayn edilmesi gerektiğini söyledi ve ekledi: “Günümüzde medeniyetlerin kapıları, pencereleri ve duvarları kalmamış, hepsi iç içe geçmiş durumda. Yeni çağda değişikliği iyi okuyabilecekler ayakta kalabilecek. Ama bu köklü değişimin farkında olmayan toplumlar, dinler, medeniyetler, şirketler yok olmaya mahkumdur. Çünkü eski stratejilerle bu yeni çağda yaşayamayız.”

Mevcut çağda hızla gelişen ulaşım ve iletişim teknoloji neticesinde insan, toplum ve medeniyetler arası ilişkilerin giderek arttığına dikkat çeken Prof.  Şentürk, bu çerçevede bölgesel araştırma merkezleri kurma hedefini sürdürdüklerini kaydetti. Prof. Şentürk, “Çin araştırmaları, Rus araştırmaları, Hint araştırmaları, İran araştırmaları, Arap araştırmaları, Avrupa ve Amerika araştırmaları gibi araştırma merkezleri kurmak ve bu merkezlerde hem o ülkelerin dillerinin öğretilmesini, hem de o ülkelere ilişkin kütüphane oluşturulmasını planlıyoruz.” diye konuştu.

”ABD ve Çin neredeyse tüm Afrika ülkelerinde aktif”

Moderatörlüğünü İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Talha Köse’nin yaptığı panelde konuşan South Florida Üniversitesi öğretim üyesi Earl Conteh Morgan, Afrika üzerinden devam eden ABD-Çin rekabetini anlattı. Prof. Morgan, Afrika kıtasının ABD- Çin rekabet alanına dönüştüğünü belirterek, ”ABD ve Çin neredeyse tüm Afrika ülkelerinde aktif. Bu iki güç farklı formlarda, ama sessizce bu rekabeti sürdürüyorlar.” dedi.

Afrika üzerinden devam eden ABD-Çin rekabetinde, Çin’in kışkırtan taraf olduğunu öne süren Morgan, ”Çin kasıtlı bir şekilde bölgede ABD’yi kışkırtan politikalar yürütüyor, çünkü Pekin yönetimi, ABD’nin dünya ve Afrika üzerindeki gücünden rahatsız. Ve ABD’nin gücünü Afrika üzerinden kırmaya çalışıyor. Diğer yönden ABD de, Çin’in fenomen bir güce dönüşmesinden rahatsız.” ifadelerini kullandı.

Prof. Morgan, Çin-ABD rekabetinin, Afrika kıtasında en somut şekliyle petrol ve yer altı kaynakları kullanımı konusunda gerçekleştiğine dikkat çekti. Çin’in neden Afrika’da olduğu sorusunun yanıtlarının önemli olduğunu vurgulayan Prof. Morgan, şunları söyledi:

”Angola’da, Cezayir’de, Nijerya’da ve pek çok farklı Afrika ülkesinde Pekin yönetimi kaynaklar üzerinde oldukça aktif. Uranyum ve petrol gibi değerli kaynaklar kullanma gibi nedenlerle Çin’in Afrika’daki varlığı sorgulanıyor. Pek çok Afrika ülkesi ABD’yi ise bir tehdit olarak görüyor.  ABD düşüşte olan bir ekonomik güç olarak algılanıyor. Öte yandan yükselen güç olarak algılanan Çin’in, yakında Afrika bölgesinde lider ya da hegemon olarak ortaya çıkacağı düşünülmekte. Bu söylemleri doğrularcasına birçok Çin firması Afrika’da boru hatları ve limanlar inşa etmekte.”

”Çin ile Türkiye arasında stratejik vizyon yok”

Boğaziçi Üniversitesi’nden Türkiye -Çin Araştırmaları uzmanı Kadir Temiz ise, Çin’in dünya siyasetindeki rolünü Doğu Akdeniz bölgesi ve Kıbrıs üzerinden değerlendirdi. Çin fenomeninin doğuşu ve yükselişi ile ilgili tezleri anlatan Temiz, bu ülkeyi anlamının yolunun Çin ile ilgili vaka çalışması yapmaktan geçtiğini söyledi.

Çin vakası üzerine çalışırken ekonomik veriler, krizler veya diplomatik davranışlara dikkat edilmesi gerektiğini belirten Temiz, ”Çin’in Afrika’da, Ortadoğu’da sömürü politikaları yürüttüğü şeklindeki teorilere bakmak yerine, Çin’in bu bölgedeki politikalarının somut verilerine odaklanmak gerekli.” dedi.

Temiz, Türkiye-Çin ilişkilerinin uzun süre ekonomi, ticari açıklar ve turizm meselesi üzerinden yürüdüğünü ve politik anlamda ilişkilerin stratejik vizyon eksikliği düzeyinde seyrettiğini vurguladı. Türkiye-Çin ilişkilerinin ”Türkiye’ye kaç turist geldi” söyleminin çok daha üstünde gelişmesi gerektiğine vurgu yapan Temiz, ”15 Temmuz darbe girişiminden sonra Çin darbe girişimi karşında Türkiye’nin yanında olduğuna dair destek mesajları verdi. Bu da iki ülke ilişkilerinin siyasi müzakere boyutlarına taşınmasını sağladı. ” diye konuştu.

Temiz, ”Bir Kuşak Bir Yol” projesinin bölgede yeni bir rekabet ortamı doğurduğunu ve bu rekabetin Çin-Pakistan koridorunda başladığını söyledi. Kadir Temiz, Çin’in gerek Ortadoğu’da, gerek Akdeniz’de, gerek Orta Avrupa’da oluşan krizlerde birincil aktör durumuna geldiğini, ama dahil olduğu alanlarda çatışmadan tamamen uzak durarak çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini de sözlerine ekledi.

”Rusya-Çin ortaklığı daha da gelişecek”

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Wu Fengshi de, Çin ve Rusya’nın bir ittifakının ne zaman bir pakta dönüşeceğini söyleminin zor olduğunu belirtti. Rusya-Çin ilişkilerinin Sovyetlerin dağılmasından sonra geliştiğini belirten Fengshi, ”Bu süreçte karasal sorunları ve ihtilafları çözdüler. Birbirine komşu olan bu iki büyük ülke, bir çok anlaşma imzalayarak ilişkilerini bugüne taşıdı. Rusya devlet Başkanı Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping dünyada en çok bir araya gelen iki lider.” dedi.

Fengshi, Çin’in 60 yılda gerçekleştirmediği gelişmeyi, Rusya ile yaptığı ittifak sayesinde gerçekleştirdiğine dikkat çekerek, ”Çin, Rusya ile gerçekleştirdiği ortak askeri tatbikatlar sayesinde şu anda Akdeniz’de savaş gemisi bulunduruyor. Son dönemlerde iki ülke balistik füze kullanımı ve ortak savunma konusunda da ciddi bir ortaklığa gitmiş durumdalar. Aynı şekilde Çin, Akdeniz’e odaklanmış ve Rusya dışında yeni ortaklar arıyor.” ifadelerini kullandı.

Fengshi, küresel düzeyde çok büyük bir değişiklik olmadığı taktirde, Rusya ve Çin’in Asya Pasifik’te gücünün daha da artacağını belirtti.

ÇinEarl Conteh-MorganGelecek Araştırmaları MerkeziInsight TurkeyKadir TemizRecep ŞentürkSETAWu Fengshi

Yıldız (*) işareti olan alanlar zorunludur