İbn Haldun Üniversitesi Yayınları’ndan Yeni Eserler


İbn Haldun Üniversitesi Yayınları, yayın faaliyetlerine devam ediyor. Mayıs ayı itibariyle 5 kitap daha raflarda yerini aldı.

Mütevelli Heyeti Başkanımız Prof. Dr. İrfan Gündüz’ün “Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin (k.s.): Hayatı-Eserleri-Tarikat Anlayışı ve Halidiyye Tarikatı”; Rektörümüz Prof. Dr. Recep Şentürk’ün Arapça kaleme aldığı “Malcolm X” ve Muhammed Said Bilal ile birlikte kaleme aldıkları “Human Rights In The Ottoman Reform: Foundations, Motivations And Formations”; Sosyoloji Bölümü öğretim üyemiz Dr. Mehmet Özay’ın “Arakan Müslümanları: Myanmar’da Vatandaşsızlıktan Soykırıma Bir Halkın Hikayesi” ve “Sekülerleşme ve Din: Batı’da Sekülerleşme Teorileri ve Tartışmaları” adlı kitapları, İbn Haldun Üniversitesi Yayınları tarafından sürdürülen titiz bir neşir sürecinin ardından okurların ve ilim dünyamızın ilgi ve beğenisine sunuldu.

Yayınevi bünyesinde geçtiğimiz aylarda Molla Gürani’nin tefsiri “Ğâyetu’l-Emânî fî Tefsîri’l-Kelâmi’r-Rabbânî”; Safiyyüddîn Urmevî’nin “Kitabü’l-Edvar”; Prof. Dr. İrfan Gündüz’ün “Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri”; Prof. Dr. Recep Şentürk’ün “İsmet Âdemiyetledir”; Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı’nın “A New System Of Philosophy”; Uluslararası Muhammed Mustafa El-Azamî Sempozyumu’nda sunulan tebliğlerin toplandığı “Muhammed Mustafa El-Azamî: Hayatı – Fikirleri – Katkıları”; Mehmet Özay, Ekrem Saltık ve Adem Efe’nin “Basiret ve Direniş”; Prof. Dr. Mahmut Arslan’ın “The Work Ethic and Ahi Tradition of Turkey” adlı kitapları yayınlanmıştı.

Prof. Dr. İrfan Gündüz – “Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin (k.s.) Hayatı-Eserleri-Tarikat Anlayışı ve Halidiyye Tarikatı”

Arka kapak yazısı:

“Safâ ve saffet” kökünden geldiği dikkate alınırsa tasavvuf; gönlü ve kalbi Hakk’ın dışındaki bütün ilgi ve alâkalardan temizlemek, kişinin gönül noktasından başlayarak iç dış bütün hayatını kuşatan bir çerçevede devam etmek üzere, diri bir Allah şuûru ve keskin bir İlâhî zevk duygusuna bürünüp Hakk’tan bir an bile gafletin bulunmadığı İslâmî bir hassasiyete sahip olmak demektir. Unutulmamalıdır ki Hakk’ın huzuruna ancak “kalb-i selîm” ve yüz akı ile çıkılabilir.

“Allah hiçbir kulunun göğüs boşluğuna iki kalp koymamıştır” âyet-i celîlesi bu düşüncenin bir delili olarak düşünülebilir. Bizi gaflet ve nisyâna sürükleyerek Allah’ı unutturan duygular, dışımızda değil, umûmiyetle içimizden gelen his ve heveslerdir. “Hevâ ve hevesini ilâh edineni gördün mü?” âyetinde bu durum ne güzel anlatılmaktadır. Bizi yerine göre isyan ve nisyâna sevk eden şeyler bu tip iğreti câzibe ve geçici ilgilerdir. Kâ’b bin Mâlik’i (r.a.) Tebûk savaşına iştirakten alıkoyan sebep, onun “kızgın güneş altında gölgeye ve olgun meyveye olan düşkünlüğü” idi. İşte tasavvuf, bizi gaflete düşüren ve mâsivâ denilen bu tür ilgi ve alâkalardan kopararak “Ne ticâret ne de alış-verişin Allah’tan alıkoymadığı insanlar” seviyesine yükseltmek, rûhu, nefsin, hevâ ve hevesin getirdiği gafletten tasfiye ederek, arındırmaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in isminin Mustafa olması, diğer peygamberler için “ıstıfâ, yestafî, ıstafeytüke, estafî ve ıstafâki” gibi tasavvuf kökünden türetilen kelimelerin sıfat olarak kullanılması, tasavvufun menşei bakımından düşünülmeli, onun ne kadar yerli ve İslâmî olduğu anlaşılmalıdır. Zîra rûhun “Bezm-i elest”teki saffetine eren peygamberler ancak vahyi alabilmekte idiler. Peygamberliğin şartlarından biri de rûhun İlâhî karakterini muhâfaza ederek günah ve ma’siyyetle lekelenmemesidir. Bu yüzden tasavvuf; “Allah ve resûlünün ahlâkı ile ahlâklanmak” ve böylece “istifâ”nın kulda tecellî ve tahakkuku için gösterilen bir cehd ve gayrettir denebilir. İki sultana birden kulluk edilemez. Kalbin bir anda yönelişi tek şeyedir. Ya maddeye ya da Allah’a kulluğu her an Allah ile beraber ve O’nu her an hissederek yaşamak gerekir. Bu durum Hz. Peygamber’in (s.a.v.) dilinde “İhsan” şeklinde ifâde edilmiştir.

Prof. Dr. Recep Şentürk, Muhammed Said Bilal – “Human Rights In The Ottoman Reform: Foundations, Motivations And Formations”

Arka kapak yazısı:

This book argues that the late Ottoman constitutional reforms (i) were carried out as a consequence of the metamorphosis of the Empire into a modern state, (ii) were considerably in favour of the bureaucratic class, (iii) were paying regard to the expectations of the Ottoman and the Western public, and most importantly (iv) had been in conformity with Islamic jurisprudence.
The constitutional reforms in the late Ottoman Empire on fundamental rights and freedoms were an idiosyncratic reflection of a trans-regional political paradigm shift. Most of the reforms were carried out in conformity with Islamic jurisprudence that had been continuously implemented in the Ottoman judicial system for centuries. The majority of the legislation was nothing but a codification of Islamic principles of jurisprudence. Yet some of them were quite new to the system, such as legislation on imprisonment and custody. Nevertheless, these new systems were adapted to Islamic jurisprudence. Moreover, the new regime of the protection of human rights brought an innovation to the judicial system concerning bureaucrats’ fundamental rights. These reforms reflected a significant effort for the adjustment of the new Ottoman administrative practices to the principles of Islamic jurisprudence.

Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Özay – “Arakan Müslümanları: Myanmar’da Vatandaşsızlıktan Soykırıma Bir Halkın Hikayesi”

Arka kapak yazısı:

Elinizdeki bu çalışmanın ana konusu Arakan veya uluslararası çevrelerce ifade edildiği şekliyle Rohingya Müslümanlarının karşı karşıya kaldıkları zorluklardır. Ulusal ve uluslararası medyaya 2012 yılı Haziran ayında yaşanan kitlesel kıyımlarla birlikte girmeye başlayan Arakan konusu, zannedildiğinin aksine yeni bir olgu olmayıp, kökleri sömürge dönemine kadar gerilere uzanmaktadır. Bu nedenle, çalışmada bağımsızlık öncesi ve sonrası tarihi arka plandan hareket edilerek, özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren Burma veya bugünkü adıyla Myanmar’ın ulus-devletleşme sürecinde geçirdiği aşamalar çerçevesinde konu ele alınmıştır. Bu noktada, Burma/Myanmar siyasî elitinin, Arakan Müslümanlarıyla ilişkileri, bugün gelinen noktada belirleyici olmuştur. Bugün Myanmar devletinin uygulamakta olduğu politikalar, bu anlamda 20. yüzyıl ortalarında yaşananların bir devamı mahiyetinde olmasıyla dikkat çekmektedir.

Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Özay – “Sekülerleşme ve Din: Batı’da Sekülerleşme Teorileri ve Tartışmaları”

Arka kapak yazısı:

Dünyevileşme, çağdaşlaşma, laikleşme gibi terimlerle karşılanan sekülerlik esas itibariyle modern dünyaya has bir olgu. Modernlik bireyi özgürleştirmek, insan aklını özerk kılma adına “dünya işleri”ni dini ve manevi otoritelerden arındırmayı amaçladı ve sonuçta modern insanın kutsal ile ilişkisi alabildiğine farklılaştı. Bu yüzden din sosyolojisinin en merkezi problemlerinden biridir sekülerleşme.

Sekülerleşmenin dini gerileten bir süreç olduğunu savunanlar ile yeni dini arayışların sekülerleşmeyi tehdit ettiğini iddia edenler arasındaki kutuplaşma, ortaya gerilimli bir çelişki çıkardı. Din elden gidiyor diyenler, dünya elden gidiyor diyenler ile paylaştı bu yaman çelişkiyi. Dinin etkilemediği bir dünya özlemi, dünyayı din için görenlerin tamamıyla elbette çelişecekti.

Din sosyolojisi bu çelişkinin tamamen farkında olarak bir yandan problemle ilgili analitik tespitler yapan diğer yandan modernliği ve dini hayatı daha büyük bir sentezde buluşturmanın imkânını sorgulayan yaklaşımlarıyla ilgi çekici bir ilim alanı. Elinizdeki kitap Batı sosyoloji teorilerinin bu problemle ilgili olarak ortaya koyduğu birikimi Türk sosyoloji çevrelerinin dikkatine sunarken zihni kışkırtıcı irdelemeler yapmayı da ihmal etmiyor.

Prof. Dr. Recep Şentürk – Malcolm X
مالكوم إكس الصراع من أجل حقوق الإنسان

من كانت له بدايات محرقة.. كانت له نهايات مشرقة.
هذه المقولة تنطبق تماماً على شخصيتنا التي بين أيدينا مالكوم إكس، وتحيط به إحاطة السوار بالمعصم، والقلادة بالعنق، ونقول هذا الكلام لأن مالكوم رحمه الله، كان من أكثر العلامات الفارقة والمؤثرة التي تركت بصمتها القوية في الولايات المتحدة الأمريكية في القرن العشرين، وذلك لسلسلة من الأسباب والمحطات التي عصفت بحياة مالكوم إكس، مروراً بمرحلة الطفولة حيث لاحظ معاناة الزنوج من التمييز العنصري في حقهم من قبل البيض، وكان والده من دعاة الحرية ورفض التمييز العنصري ولم تشفع له ديانته النصرانية، فقد اغتيل من قبل العنصريين البيض وقدم حياته قرباناً على مذبح الحرية والمساواة في الإنسانية.
ومحطة أخرى جعلت مالكوم يترك مقاعد الدراسة وينحرف بسلوكه، وهو أن مدرس اللغة الإنكليزية قد سأله سؤالاً من خلال استبيان لمعرفة رغبات طلابه فيما سيكونون في المستقبل، وحيث أجاب مالكوم مدرسه أنه يرغب بأن يكون محامياً، فأجابه مدرسه: كونك زنجياً فلا يليق بك أكثر من أن تكون نجاراً، قال المدرس ذلك بالرغم من إعجابه بذكاء واجتهاد مالكوم، فهذا السلوك العنصري جعل مالكوم يترك المدرسة، ويلجأ إلى المخدرات بيعاً وشراءً وتعاطياً.
ثم يزداد انحرافاً متجهاً إلى السرقة والسطو المسلح بعد أن تعلم استخدام السلاح، ما انتهى به إلى السجن… وهناك كانت نقطة البداية.

İbn Haldun Üniversitesi Yayınlarıİrfan GündüzMehmet ÖzayMuhammed Said BilalRecep Şentürk

Yıldız (*) işareti olan alanlar zorunludur