Naci Yorulmaz, Osmanlı-Almanya Örneğinden Hareketle Silah Ticareti ve Dış Politika İlişkisini Anlattı


İbn Haldun Üniversitesi Tarih Bölümünün düzenlediği Tarih Seminerleri’nin 11 Nisan Perşembe günki oturumunun konuğu, halen Kızılay Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Dr. Naci Yorulmaz idi. “Dış Politika Enstrümanı Olarak Uluslararası Silah Ticareti: Osmanlı-Almanya Örneği (1876-1914)” konulu konuşmasında Yorulmaz, “1891 Operasyonu” olarak nitelendirdiği süreçten hareketle, silah ticaretinin Osmanlı-Almanya diplomatik ilişkilerinde yeri ve önemi üzerine aydınlatıcı bir sunum yaptı. Konuşmacı ayrıca tarihten günümüze uluslararası silah ticaretinin dünya siyasetinde ne kadar belirleyici olduğuna dair bazı örnekler de verdi.

“1. Dünya Savaşı Öncesinde Silah Şirketlerinin Rolü Neyse, Bugün de Aynı”

“Arz-talep ilişkisinin çalışmadığı bir alan varsa, o da ülkeler arasındaki silah ticaretidir. Bu ticarette aslolan nüfuz politikası ve yakın ilişkileridir” sözleriyle konuşmasına başlayan Yorulmaz, bunun, II. Abdülhamid döneminde başlayan ve Osmanlı’nın Almanya ile ittifak halinde 1. Dünya Savaşı’na girmesiyle sonuçlanan sürece bakılarak daha net anlaşılabileceğini kaydetti. 1. Dünya Savaşı öncesinde Almanya’nın kurguladığı sistemde Alman silah şirketlerinin rolü neyse, bugün aynı işlevi ABD’li silah şirketlerinin üstlendiğini belirten konuşmacı, günümüzde ülkeler arasında silah ve savunma sistemleri alışverişi ekseninde oluşan tartışmalara ve “silahı satan kimse, dâhil olduğu bloğun hâkimi odur”, “silah ticareti, dış politikanın kendisidir” gibi argümanlara da kısaca temas etti.

“1. Dünya Savaşı’nda Kurulan İttifak, İki Ülke Arasındaki Silah Ticaretinin Sistematik Bir Sonucu”

Bismarck’ın (1815-1898), Almanya’nın Osmanlı ile yakınlaşmasını arzu ettiğini, Osmanlı ile özel ilgilendiğini kaydeden Naci Yorulmaz, Kaiser II. Wilhelm’in de aynı politikayı güttüğünü ifade ederek, “Hatta Kaiser, sadece Osmanlı ile değil, Almanya’nın dünyanın pek çok ülkesiyle kurulan askeri ilişkilerin ve ticaretin başarılı olması için ilgili ülkelerle gelişen tüm süreçleri yakından ve büyük bir ciddiyetle takip ederdi” değerlendirmesinde bulundu. Yorulmaz, Almanya’nın Osmanlı ile kurduğu ilişkinin ana motivasyonun ‘ittifak’ ya da ‘dostluk’ olmadığını, bilakis Osmanlı’yı kendi savunma firmaları için bir pazar olarak gördüğünü sözlerine ekledi.

Alman savunma sanayisinin kurduğu ilişkilerin, 1. Dünya Savaşı öncesinde ittifakların oluşmasında etkili olduğunu ifade eden Naci Yorulmaz, “Almanya-Osmanlı diplomatik yakınlaşması ve nihayet kurulan ittifak, iki ülke arasındaki silah ticaretinin sistematik bir sonucudur” değerlendirmesinde bulundu. Alman finans-kapitalini Osmanlı pazarına açan unsurun silah ticareti olduğunu söyleyen Yorulmaz, Alman silah sanayisinin iki ana aktörü Mauser ve Krupp firmalarının şekillenmesinde etkili olduğu bu ilişki ağının, aynı zamanda bir şantajın hikâyesi olarak da okunabileceğini ifade ederek, buna örnek olarak arşivlerde yaptığı çalışmalarda gördüğü tarihî yazışmaları katılımcılarla paylaştı. Goltz Paşa’nın faaliyetlerinden de detaylı bir şekilde bahseden Naci Yorulmaz, “Kruppism”in, silah satışları ve savunma anlaşmalarının uluslararası ilişkilerde politik ve ekonomik bir şantaj unsuru olarak kullanılması anlamına geldiğini; 1. Dünya Savaşı’nın da Kruppism’in zaferi olarak okunabileceğini sözlerine ekledi.

İttihat ve Terakki’li yıllar ve sonrasının da konuşulduğu konferans, soru-cevap faslıyla son buldu.

Dr. Naci Yorulmaz’ın, II. Abdülhamid’den 1. Dünya Savaşı’na Osmanlı silah pazarının perde arkasını anlattığı “Büyük Savaşın Kara Kutusu” adlı bir kitabı da bulunuyor.