İbn Haldun Üniversitesi

Tiyatro Kulübü İlk Prömiyerini Yaptı

İbn Haldun Üniversitesi Tiyatro Kulübü, sene başından beri çalışmalarını sürdürdüğü Gergedanlar isimli oyunu 12 Mayıs Pazar günü Emin Saraç Kültür Merkezi’nde sahneledi. 2. Dünya Savaşı sonrası dönemi ve Nazi Almanyasını eleştirel bir şekilde konu edinen oyunu kalabalık bir izleyici kitlesine oynayan Tiyatro Kulübü, böylece ilk prömiyerini yapmış oldu.

Biz de bu vesile ile Tiyatro Kulübü Başkanı Ahmet Faruk Yıldırım ve kulüp üyelerinden Ahmet Ersagun Şahin, Cennet Tuğba, Emine Bulut ve Merve Kaya ile görüştük. Dekorundan aksesuarına, hatta nakliyesine kadar her aşamasına bizzat koştukları, sıkı bir eğitim dönemi geçirdikleri oyunun hazırlık sürecinde yaşanan zorlukları, tatlı hatıraları ve oyun sonrasında hissedilen yoğun duyguları bu röportajda bulabilirsiniz:

“Bir Derdi Olan ve Dert İçin Tiyatro Yapan İnsanlarız”

Arkadaşlar öncelikle sizleri tebrik ediyoruz. Bir yıllık emeklerinizin karşılığını aldınız. Neler hissettiğinizi öğrenebilir miyiz?

Ahmet Faruk Yıldırım: Bu bir yıllık emeğin arkasında kan, ter ve gözyaşı var. (Burada abartı yok gerçekten hepsi yaşandı, dekor taşırken parmağı kesilen arkadaşımız oldu mesela:)) Bizim için gerçekten yorucu ve zor bir süreçti.  Ama sahneye çıktığınızda ağzınızdan çıkan o ilk replikle beraber ya da oyunun sonunda izleyiciyi selamlamaya koşarken bütün yorgunluğu unutuyorsunuz. Yani bir şeyleri anlatmış olmak ve anlattığınız şey karşılığında insanların sizi orada ayakta alkışlıyor olması çok farklı bir duygu. Çünkü burada (bilmiyorum ben kendi adıma konuşacağım ama bildiğim kadarıyla diğer arkadaşlar da aynı benim gibi düşünüyor) bir derdi olan ve bir şeyler anlatmak isteyen insanlar olarak tiyatro yapıyoruz. Yani karşı tarafta bir etki bırakmak için tiyatro yapıyoruz. O yüzden o etkinin karşıya geçtiğini ve yaptığımız işin karşılıksız kalmadığını görmek bizim için en büyük ödül oluyor. Ben böyle bir oyunu sergilemiş olduğum için çok mutluyum.

 Merve Kaya: Ben de ekip arkadaşlarım ile aynı duyguları paylaşıyorum. Çünkü hep beraber bir şeyler yapmaya çalıştık. Yani gerçekten bir grup çalışması bu. Ve hani oyundan sonra da çok güzel yorumlar aldık. En dikkatimi çeken yorumlardan biri şöyleydi: Sahnede dekor değiştirirken o kadar koordineli hareket ettiniz ki sanki hepiniz bir diğerinizin hareketini önceden biliyormuş gibiydiniz. Demek ki o koordinasyonu kurmuşuz ve bir ekip çalışması ortaya çıkarmışız. Benim için önemli olan da bu aslına bakarsanız.

Ersagun Şahin: Arkadaşlarımızın da dedikleri gibi arkasında çok ciddi emekler harcayarak çıkardığımız oyundan sonra ben şahsen tam olarak tatmin olmamakla birlikte (Çünkü bir eleştirmen hocamı getirdim ve kendisi beni iyice yerin dibine gömdü oyundan sonra:)) aldığımız geri dönüşlerde herkes oyundan çok memnun  kaldığını söyledi. Zaten izleyicinin memnun kalması bizim için herhalde ulaşabileceğimiz en yüksek noktadır. Ben o gözle bakıyorum. Umarım güzel şeyler başarmışızdır ki aldığımız geri dönüşlere göre de emeğimizin karşılığını aldığımızı hissedebiliyoruz.

Emine Bulut: Biz bu işi 2 yıldır yapıyoruz ve en önemli şeylerden biri de biz her sahneye çıktığımızda gerek tirat gerek kendi eğitimlerimizde hep bir olduk, beraber olduk. En önemli şeylerden biri de buydu. Birbirimize o sevgiyi, o birliği, o ruhu verebildik. Bence biz o sahnede selam verirken insanlar bizi gerçekten ayağa kalkıp alkışladıysa bunun nedenlerinden biri de bizim gerçekten bir olabilmemiz. Eğitimlerde provalarda normalde 4 saatte bitmeyen oyun sanki ben sahneye adımımı attıktan böyle 2 buçuk dakika sonra bitmiş gibi hissettim. Çıktığımda hiç kimseyi görmedim zaten. Sadece önde Hakkı Hocayı ve Enes Hocayı gördüm. Ondan sonra bir anda bir baktım insanlar alkışlıyor. Güzel bir iş koyduk ortaya.

Cennet Tuğba: Tiyatro, çok zor bir süreç çünkü zaten çok küçük bir ekibiz. Oraya çıktığımızda insanlar sadece oyunculuğumuzu görüyorlar ama bir de onun perde arkası var. Dekoru, kostümü, nakliyesi gibi onlarca kalem işi bizzat biz hallettik ve çok yorulduk. Ama o sahneye çıktıktan sonra diyorsun ki: Tüm bunlara değermiş.  İnsanlar geldiler izlediler, iyi yorumlar aldık. Bize destek olan hocalarımız; ve özellikle Hakkı Hocamızın yorumları bizi çok mutlu etti.

“Oyuna Hazırlanma Süreci Çok Yorucuydu ama Değdi!”

Sahnelenmesi pek de kolay olmayan bir oyun Gergedanlar. Eleştirel, kült bir eser. Neden bu oyunu tercih ettiniz? Özel bir sebebi var mı?

Ahmet F. Y.: Az önce de söylediğim gibi bir  derdi olan insanlarız ve dert için tiyatro yapan insanlarız. Bir şeyleri aktarmak için tiyatro yapan insanlarız. Gergedanlar ilk okuduğumda beni etkileyen bir oyun oldu. Oynamak istedim ama dedim ki: Oyun zor ve ağır bir oyun. Acaba seyirciyi yorar mıyız, seyirci sıkılır mı? Bu sorular vardı kafamda ama gerçekten verdiği mesaj çok hoşuma gitmişti. Başka oyun önerileri geldi ama nihayetinde Safa hoca ile birlikte bu oyun üzerinde karar kıldık. Allaha şükür oyun izlendikten sonra hiç olumsuz yorum almadık ama oyunun ağır ve eleştirel olduğuna yönelik yorumlar aldık. İnsanların kafalarında soru işaretleri kalmıştı ki bence bizim için en önemli olan şey de bu. Hani soru sordurabilecek bir oyun ortaya koyduysak benim için bu mutluluk sebebidir. Oyundaki eleştiriler toplumdaki entelektüel ve bir şeylerin daha fazla farkında olan kesime yönelik. Bizler de entelektüel adaylarıyız, üniversite öğrencisiyiz. Hedef kitlemiz de üniversite öğrencileri. Bir üniversite kulübü olarak bunu daha çok üniversite öğrencilerine oynuyoruz. Üniversite öğrencilerinin üzerinde etki bırakacak bir oyun oynamak istedik. Amacımıza ulaştığımız kanaatindeyim.

Oyuna hazırlık sürecinden bahseder misiniz? Neler yaşadınız? Heybenizde ne gibi hatıralar kaldı?

Ahmet F. Y.: Senenin başında yeni arkadaşlar katıldı aramıza ve sene sonuna bir hedef koyduk: Oyun çıkacak! Hangi oyun olduğunu henüz bilmiyoruz. Yeni gelen arkadaşları hazırlamamız, kadromuza dahil etmemiz ve birlikte o oyuna çalışmamız gerekiyor. Lisansa yeni başlayanlar da var aramızda hazırlık eğitimi alanlar da. Ve herkesin programı oldukça yoğun. Biz de çalışmalara çok yoğun bir şekilde başladık. Haftada 2 gün, 9 saatlik bir eğitim… 2. dönem geldi; oyun belirlendi, oyun tarihi belirlendi. Oyun tarihi netleştiğinde oyuna tam 1 ay vardı ve elimizde oyun metni, oyuncular ve salon dışında hiçbir şey yoktu. Yalnızca ihtiyaçlarla ilgili piyasa araştırması yapmışız ve kafamızda bazı fikirler var ama hepsi o kadar. O bir ay içerisinde biz hem dekoru, kostümleri ve aksesuarları hem de oyunculuğu hallettik; ama nasıl hallettiğimizi bir de bize sorun 🙂 Hemen hemen haftanın 7 günü çalıştık: Salı ve çarşamba günleri prova alındı, perşembe günleri dekor için toplantı yapıldı, cumartesi günleri kostüm için alışverişe çıkıldı ve pazar günleri tekrar prova yapıldı. Böyle bir süreç sonrası çıktı bu oyun. Yorucu bir süreçti ve tatlı bir yorgunluğu var. Bizim için tatlı hatıralar bıraktı geride. Mesela dekor için sipariş verdiğimiz küplerin tasarımının fotoğrafı geldiğinde gözlerim doldu. (Baba olmadım bu konuda tecrübeli değilim ama) İnsanın yeni doğan çocuğunu ilk gördüğünde hissettiği o duygu vardır ya bende öyle bir duygu oluşturdu bu fotoğraf.

Kısacası yorucuydu ama bunun hepimiz için iyi bir tecrübe olduğunu düşünüyorum.

Merve K.:   Ahmet Faruk söylenecek her şeyi söyledi. Bize pek bir şey bırakmadı:)  Geriye dönüp baktığımda o zaman çok zor gelen şeyleri şimdi hiç hatırlamıyorum. Şu anda aklımda kalan çok az ayrıntı var. Mesela perşembe günü dekor toplantısında Bu dekoru hangi malzemeden yapsak acaba? diye kara kara düşündüğümüz anları hatırlıyorum. Birçok yeri arayıp fiyat alışımız, sanayi sitelerine gitmemiz ve onlarla uzun uzun görüşmelerimiz, pazarlıklarımız vs. Bunların hepsi bizim için çok yeni şeylerdi ama kendimizi bir akışa bıraktık ve bir şekilde üstesinden geldik… O yüzden şimdi ne oldu ne bitti hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama bu süreç bize inanılmaz bir hayat tecrübesi kattı bence.

Ersagun Ş.: Sahnede seyircilere güzel gelen şeyleri aslında biz idrakli, titiz ve derinlemesine yaptığımız çalışmalar sonucunda gerçekleştiriyoruz. Sahnedeki her ayrıntıyı düşünerek ayarlıyoruz. Yani sahnedeki hiçbir şey rastgele olmuyor. Hazırlık sürecinde oyunculuk haricinde kostüm, aksesuar ve dekor gibi oyunun diğer teferruatlarına harcadığımız efor benim nezdimde oyunculuktan bir tık daha ileri çıktı.

Emine B.: Ekip olarak bir ara o kadar çok toplanıyor ve beraber vakit geçiriyorduk ki tiyatro benim diğer arkadaşlarımla arama mesafe girmesine neden oldu. Çünkü herkes gelip bana şunu söylüyor: Kafayı mı yedin sen haftada 9 saat eğitimime mi gidilir? Boş ver bırak artık şu tiyatroyu! Herkes gelip bana bunları söylüyordu. Mesela arkadaşlarım arayıp: “Bu akşam bir şey yapalım” diyorlardı. “Hayır tiyatrom var” deyince bir yerden sonra arkadaşlarım kıskançlığa kapılıyordu. Hani insanlar bir kişiyi başkasından kıskanır ya; benim arkadaşlarım da tiyatroyu bize mi tercih ediyorsun? diyerek tiyatroyu kıskanıyorlardı.

“Hayatımda Yaptığım En Zevkli Koşu: Sahnede Seyirciyi Selamlamaya Koşmam!”

Oyun bittikten sonra sahnede kalabalık bir izleyici kitlesininin sizi alkışladığı o büyülü manzara. Bu tablo size neler hissettirdi?

Ahmet F. Y.: Benim bir oyunda en sevdiğim anlar: Birincisi sahneye ilk adımı attığım ve ağzımdan ilk repliğin çıktığı an. Çünkü o andan önce kalp atışlarım hızlanıyor ve kalbim güm güm vuruyor ama ilk replik çıktıktan sonra sakinleşiyorum. İkincisi oyun bitiminde seyircileri selamlama anı. Çünkü oyun esnasında her ne kadar seyirciden etkileşim alsan da nihai karar anı orası. Hayatımda yaptığım en zevkli koşu o olabilir. Ersagun ile sahnenin köşelerinden karşılıklı bakıp Yunus ile birlikte ortaya doğru koşmam ve orada seyirciyi selamlama… Benim için paha biçilemez bir duygu bu. Denemeyen bilemez.

Ersagun Ş.: Kulüpte hiçbirimiz profesyonel oyuncu değiliz ama oyunculuktan bir şekilde nasiplenmiş, işte kıyısından köşesinden tutmuş ve bunu devam etmeye çalışan insanlarız. O yüzden sahnede yaşadığımız her duygu aslında bizim gerçekten kendi içimizde yaşattığımız duygular oluyor. Mesela heyecanımız da çok taze bir heyecan oluyor. İbn haldun Üniversitesi Tiyatro Kulübü olarak ilk sahneye çıkışımız. O yüzden heyecan çok tazeydi, buna ilaveten aldığımız alkışların yeri de çok ayrı oldu. Özellikle ilk oyunumuz olduğu için alkışlar tabi hepimiz için çok başka bir şeydi. Hatta şöyle bir durum da var. Hani ben oyundan önce sahneye çıkmanın  vereceği heyecan haricinde bir de “O en son her şey olup bittikten sonra ortaya acaba düzgün bir şey koyabildik mi? Seyirciden nasıl bir reaksiyon alabileceğiz? beklentiler karşılanabilecek mi? alkışlar ne düzeyde gelecek? gibi soruların zihnimde doldurduğu ayrı bir heyecan daha yaşıyordum.

Emine B.: Normalde sadece alkış gelseydi mesela insanların ayıp olmasın diye alkışladığını düşünürdüm. Ama ben ne zaman ki insanların ayakta alkışladıklarını gördüm. O zaman o alkışın samimiyetine inandım.

Ahmet F.Y.: Hakkı Öcal’ı ayakta alkışlarken görmek kolay bir şey değil yani.

Cennet T.: Normalde oyunun 3 evresi var. Oyun öncesi, oyun ve sonrası. Oyun öncesinde insan stresli oluyor. Oyun sırasında bir heyecan oluyor. Oyun sonrası, artık keyif alma zamanı oluyor. Bende sistem biraz daha farklıydı. Oyun öncesinde bir stres vardı; oyun sırasında keyif aldım ama oyun sonrasında da yine bir stres vardı bende. Çünkü ben gerçekten o alkışı alana dek o kadar çok heyecanlanmamıştım ama oyun sonrası ben böyle bir alkış aldım, seyirciler ayağa kalktı daha da bir heyecanlandım. Sonra kulise gittim; kulisten “kapının önünde hocalar bekliyor sizinle görüşmek istiyorlar” diye çağırdılar. Kendimi nasıl dışarı attım ve onlarla nasıl konuştum? O evreyi hatırlamıyorum.

Merve K.: Şimdi bir kere bunun oyun kısmı var hani ben sahnede olduğum anları hatırlamıyorum şu anda. Ne yaptım, ne söyledim? Neler oldu? Böyle çok buğulu zihnimde… O 2 saatlik oyun benim için çok kısa bir şeydi hani. Oyun sonrası seyirciyi selamlamak için sahneye çıktığımızda ilk aileme baktım. Bizimkiler ağlıyordu. Onların ağlamasını görünce o heyecanla benim gözlerim doldu. İnanılmaz bir şeydi gerçekten. Çok güzeldi.

Peki bundan sonraki hedefiniz nedir? Hayalinizde neler var?

Ahmet F.Y.:  Önümüzdeki sene yeni gelen arkadaşlarla beraber muhtemelen biraz daha kalabalık olacağız. Bu 2 sene daha çok kulübün kuruluş ve oturma süreciydi. Her şeyin bundan sonra tam olarak düzene gireceğini düşünüyorum. Yani bizim ilk defa bir aksesuarımız, bir dekorumuz ve de bir izleyici kitlemiz oldu aslına bakarsanız. Prömiyerini yaptığımız ve insanlardan takdir aldığımız bir kulübüz artık. Bundan sonra insanlar belki de bizi bir kulüp olarak veya bir tiyatro ekibi olarak kabul etmeye başlayacaklar. Asıl bundan sonra başlıyor işimiz.

Elimizde şu anda Gergedanlar oyunu var. Öncelikle onu oynayabildiğimiz kadar (en az 8-10 defa) oynamayı planlıyoruz. Festivallere, üniversite festivallerine, Şehir Tiyatroları Gençlik Günleri gibi farklı etkinliklere katılıp oyunumuzu oralarda sahnelemeyi düşünüyoruz. Onun haricinde yeni bir oyuna çalışıp onu da oynamayı düşünüyoruz. Şu anda biz de bilmiyoruz ne oynayacağımızı ama bu yaz okumalar yapıp bize uygun olan bir oyunu seçeceğiz ve ona hazırlanmaya başlayacağız.