Yükleniyor, lütfen bekleyiniz.

İbn Haldun Akademi’nin 5. Hafta Oturumlarında Şiirden Tarihe, Sinemadan Küresel Etki Üretimine Farklı Başlıklarda Bakışın Sınırlarını Genişlettik

11.05.2026
İbn Haldun Akademi’nin 5. Hafta Oturumlarında Şiirden Tarihe, Sinemadan Küresel Etki Üretimine Farklı Başlıklarda Bakışın Sınırlarını Genişlettik
İbn Haldun Akademi ’26 programında, 9 Mayıs 2026 Cumartesi günü beşinci haftanın oturumlarını geride bıraktık.

9 Mayıs 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilen beşinci haftasında İbn Haldun Akademi ’26; TİKA Başkanı Abdullah Eren, Büyükelçi ve Filistin İnsani Yardımlar Direktörü Dr. Mehmet Güllüoğlu, Sosyal İnovasyon Ajansı Direktörü Ali Güney, Prof. Dr. Halil Berktay, Doç. Dr. Vahdettin Işık ve yönetmen ve senarist Osman Nail Doğan’ı ağırladı.

Şiirle Süregelen Direniş

Doç. Dr. Vahdettin Işık, “Şairin Kastı: Feryad ü Figan Koparmak” başlıklı bir seminer verdi. Seminerde Yunus Emre’ye ait “Kasdum budur şehre girem, feryâd ü figân koparam// Yine dönüben korkaram, işide düşmân ünümi” dizeleri odağa alındı. Bu dizelerin yanı sıra başka şiirlerden de örnekler veren hocamız, İslam şiir geleneğinin Yunus Emre ve Mehmed Akif üzerinden süregelen direniş ruhunun, Sezai Karakoç’un şiirlerinde de tezahür etmesine dikkat çekti. Sezai Karakoç’un medeniyet tasavvuru ile İbn Haldun’un medeniyet tanımı arasındaki benzerliğe değinildi. İbn Haldun’a göre iyi medeniyet ve kötü medeniyet olgularının mümkün olduğu, iyi medeniyetin “vahiy” ve “kitap” medeniyeti olduğu belirtildi.

Bir Çağ İki Şair

Prof. Dr. Halil Berktay, “Tarihçilik Serüvenimde Büyülendiğim Anlar” seminerinin ikinci oturumunu “Mehmed Akif ve Nazım Hikmet: Alternatif İstiklal Marşı?” başlığıyla sundu. Konuşmasında Mehmed Akif ve Nazım Hikmet’in benimsediği ideolojileri karşılaştıran hocamız, zıt gibi duran iki ayrı ideolojiyi benimsemiş bu kıymetli şairlerin nasıl emperyalizme karşı duruşları ile birbirlerine benzediklerini anlattı.

Berktay, 1500-1700 Erken Modern emperyalizmini dönemin teknolojisiyle ilişkilendirerek tarih perspektifinden ele aldı. Avrupa sömürgeciliğiyle köklenen emperyalizm kavramının ve teknolojik gelişmelerin 18. yüzyılda geçtiği dönüm noktasına değinildi. 20. yüzyılda işgalci güçlere karşı duran İslamcı milliyetçi Mehmed Akif’in ve modernist ve komünist Nazım Hikmet’in şiirlerinde aynı işgalci ideolojiye karşı paralellik taşıyan ifadelerini odağa aldı.

Hakikat ve Senaryo

Yönetmen ve senarist Osman Nail Doğan; “Perspektif İnşası: Sinemayı Hakikatle Sunmak” söyleşisinde sinemaya başlama hikayesini katılımcılarla paylaştı ve adaylara tavsiyelerde bulundu. Konuşmacı bir usta yanında çıraklık yapmanın sinemacılığa başlamada en verimli seçenek olduğunu savundu.

Sinemanın hakikatle ilişkisi üzerine konuşan Doğan, sinemanın hakikati örtmediğini, aksine hakikati gözler önüne serme rolünü üstlendiğini belirtti. Hakikat arayışının önemi üzerinde durdu ve hayatın anlam kazanmasını sağlayan olgunun hakikat arayışı olduğunu ifade etti.

Küresel Boyutta Türkiye’nin Sosyal Faaliyetleri

Günün son oturumu olan “Yerelden Küresele Etki Üretimi” paneline ise, Üniversitemiz Diller Okulu Müdürü Dr. Öğr. Ütesi Furkan Alpat’ın moderatörlüğünde TİKA Başkanı Abdullah Eren, Büyükelçi ve Filistin İnsani Yardımlar Direktörü Dr. Mehmet Güllüoğlu ve Sosyal İnovasyon Ajansı Direktörü Ali Güney katıldı.

1950’lerde literatüre kazandırılan kalkınma yardımı konsepti ve zaman içinde dünya çapında zenginleştirilen sosyal yardım faaliyetlerinden bahsederek konuşmasına başlayan Abdullah Eren, Türkiye olarak uluslararası sahada özgüvenli olmamızın geçerli sebepleri olduğunu ifade etti. Uluslararası çalışmalardan aldıkları sonuçlarda “Türk beklenendir.” anlayışının tezahürünü gördüklerini söyledi. Bu anlayışın; içi dolu, derinlikli, köklü kültürümüzden gelen faaliyetler neticesinde haklı çıkarıldığını belirtti. TİKA başta olmak üzere uluslararası faaliyetlerde ülkemizin farkının, kişisel çıkarlar gözetilmeksizin, ulaşılan ülke için maksimum faydayı gütmek olduğunu ifade etti.

Büyükelçi Dr. Mehmet Güllüoğlu, uluslararası krizlerle başa çıkma sisteminin soğuk savaş döneminden beri kayda değer oranda geliştirilmemesi problemine ışık tuttu. Türkiye olarak ülkemizin krizlere karşı yardım çalışmalarında çok iyi bir yerde olduğunu ancak bu alandaki kuruluşların teşkilatlanmada daha fazla gelişebileceğini ifade eden Güllüoğlu, krizler baş göstermeden önce “risk yönetiminde” de aynı başarıyı göstermenin gerekliliğini vurguladı.

Ali Güney, Türkiye’deki kalkınma ajanslarının insani faydayı merkeze alan yapısından bahsetti. Konuşmasında, Sosyal İnovasyon Ajansı’nın ortaya koyduğu çalışmaların Anadolu kültürümüzden geldiğini, “sosyal inovasyonun” hem umut hem strateji olduğunu ifade etti. Sosyal bilimler ve sosyal inovasyon için Türkiye’nin pek çok şehrinde merkezler kurulmasına örnek teşkil ettiklerinden bahseden Güney, bu merkezlerde, başta girişimci ve yatırımcı ekosistemi oluşturmak ve yetenekleri bu merkezlere çekmek gerektiğini belirtti. Hedefin ölçülebilir ve sürdürülebilir çözümler üretebilmek olduğunu ifade etti.

Değerli konuşmacı ve katılımcılarımız ile gerçekleştirilen beşinci hafta oturumları, zengin içerikleriyle bakışın sınırlarını genişletirken hakikat, toplumsal fayda, aidiyet ve direniş perspektiflerinden bakmaya bizleri teşvik etti.

Fotoğraflar